Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Genel Koronavirüs

Garou

Efsane Baykuş
Üstat Kullanıcı
Vs'den başka bir şey konuşulmadığı için çeşitlilik olsun dedim.

Çok ölümcül değil ama bir tedavisi yok ve bulaştığı kişilerin sayısı artıyor. Genç ve sağlıklı insanların kurtulabileceğini duymuştum. Burada da doğruladım.
 
Tedavisi bulunamadı değil ya. Sadece yeni bir çeşit olduğu için çözüm yolu bulunamadı ama üzerinde çalışılıyor. Ve bildiğim kadarıyla tedavi olan insanlar da var.
 
Tedavisi henüz bulunamadı. Aşı çalışmaları mevcut ve bir tanesi hayvanlarda test aşamasına geçti bile.

Virüsün henüz bir tedavisi yok fakat doğal süreç gereği iyileşen insanlar var. Buradaki linkten güncel takip yapılabiliyor. Bu mesajın atıldığı an itibariyle enfekte olan insan sayısı 42.204, ölen sayısı 1.116, iyileşen sayısı 5.030. İyileşenler, nasıl soğuk algınlığına yakalanıp ardından ona direnç geliştiriyorsak, aynı mantıkla iyileşiyor. Yani tedavi sonucu değil, doğal biyolojik süreçler sonucu iyileşiyorlar. Elbette medikal açıdan genel geçer yardımcı ilaçlar ve prosedürler vardır (çok ateşi çıkan insana ateş düşürücü vermek gibi) ama dediğim gibi, henüz bir aşı bulunmadı.

Halk arasında koronavirüs diye kısaltılan nCoV-2019 veya Dünya Sağlık Örgütü'nün yeni duyurduğu ismiyle SARS-CoV-2 virüsü, aslında aşırı derecede ölümcül bir virüs değil. Öldürme oranı %2 civarı bir şey. Lakin çok çabuk yayılabilmesi sebebiyle çok fazla insana bulaşıyor. Bu sebeple, az kişi ölse bile, ölü sayısı bini geçti.

SARS-CoV-2, Çin'de yarasalarda bulunan bir koronavirüs ile %96 DNA ortaklığına sahip. Yani asıl kökenin yarasalar olması çok büyük ihtimal. Ancak doğrudan yarasalardan insanlara geçtiği düşünülmüyor. Arada başka bir konak hayvan türü olduğu düşünülüyor. Şu anki favori aday pangolinler ve araştırmalar sürüyor. Virüsün çıktığı ilk günlerde söylenenlerin aksine, Wuhan'daki vahşi hayvan pazarından çıkmış gibi durmuyor. Ancak kaynağı yine Wuhan.

Bunun dışında, bakış açısı sağlaması açısından, önceden çıkmış başka bir krizdeki ölü sayısını vereyim. 2009'daki domuz gribi salgını sırasında dünyanın yaklaşık %11-21'i enfekte olmuştu. Bu hastalık yüzünden 150 bin ile 575 bin arası insan öldü. Öte yandan, bildiğimiz normal grip virüsü, yani influenza yüzünden, her sene yaklaşık 200 bin ile 650 bin arası insan ölüyor. Eğer merak eden varsa, dünyada herhangi bir sebepten ölüm sayısı, günde yaklaşık 150 bindir. Her dakika yaklaşık 100 kişi ölmektedir.

Bu sayıları perspektif sağlamaları için verdim çünkü hem medyada hem de sosyal medyada koronavirüs dünyanın sonuymuş gibi bir algı var. Görüldüğü gibi böyle bir durum yok ama salgın hastalık konusunda çalışmalar yapan bilim insanlarının endişelendiği bir durum var. Bu yeni virüsün o bölgeye yerleşmesinden ve aynı grip virüsü gibi, her sene tekrar ortaya çıkıp insanların bir kısmını öldürmesinden korkuyorlar. Bu yüzden hastalığı izole etme ve olabildiğince hızlı bir şekilde ortadan kaldırma çalışmaları sürüyor. Çin'in bu konuda iyi bir iş çıkardığını da söylemek gerekiyor çünkü çıkan vakaların çok çok büyük çoğunluğu Çin ile sınırlı. Uluslararası alana yayılmasını epey bir önlediler. Çin'in içindeki vakaların çoğu da, salgının merkezi Wuhan'ın içinde olduğu Hubei bölgesinden çıkıyor.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
@Garou @Flying Raijin @Ryusa Bakuryu @Savior @Thanos @rasyonel

Kimi güncellemeler.

- COVID-19 İçin Ne Yapmalıyız?

Açtığım bu başlık, Dünya Sağlık Örgütü'nün yaptığı Sıkça Sorulan Sorular bölümünün önemli kısımlarının çevirilerini içeriyor. Yanlış bilginin oldukça yaygın olduğu şu günlerde, herkesin bakmasını öneririm.

- Hepinizin bildiği gibi, Türkiye'de vaka sayısı 98'e ulaştı ve ilk ölümü verdik. 89 yaşındaki bir amca.

- Birkaç gün önce pandemi ilan edildi. Yani dünya çapında bir salgın. Çin'de ve Güney Kore'de bir süredir yeni vaka sayısı azalıyor. Virüsün yeni merkez üssü Avrupa ilan edildi.

- ABD'de ilk aşı çalışmaları bugün başladı.

- ABD'li ve Alman şirketler, aşı için işbirliğine başladı.

- AB komisyon şefi, 'aşı güz döneminden önce hazır olabilir' dedi.

- Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi olan Prof. Dr. Ateş Kara, önümüzdeki 45-60 günün çok önemli olduğunu ve şu anki vakaların ya yurt dışından gelen kişiler ya da onlarla ilişkili kişiler olduğunu, henüz yurt içi bir dolaşım olmadığını belirtti. Şu an gereği olmasa bile, duruma bağlı olarak, okulların kapalı kalma süresinin uzayabileceğini söyledi. Yine aynı şekilde, gidişata bağlı olarak, AVM'lerin kapatılabileceğini ve marketlerin sınırlı süre açık tutulabileceğini bildirdi.

"Virüsün yayılımı hava sıcaklığı, nem oranı, insanların iç içe kalmaları gibi pek çok faktöre bağlı. Okulların kapalı kalması yayılmanın önlenmesinde büyük etken oldu. Enfeksiyon görülmeye başladıktan sonra okulları kapatırsanız enfeksiyondaki azalma en iyi ihtimalle yüzde 15’te kalıyor. Yani 100 vaka görecekseniz 85 görüyorsunuz. Ama enfeksiyon daha görülmeden okulları kapatabilirseniz, bu etki minimum yüzde 45 oluyor. Yani 100 vaka yerine en fazla 55 görüyorsunuz, hatta 40’a kadar düşüyor. Bu nedenle Türkiye, önlemleri diğer ülkelere göre çok erken, çok radikal şekilde alıyor. Bunun temel amacı, ülkemizdeki vaka görülmesini mümkün olduğunca ötelemek."

Aynı zamanda ülkemizdeki vaka sayısının artacağını belirtti.

- Çin'deki ilk vakanın izi 17 Kasım 2019'a kadar uzanıyor. İlk başlarda ortaya atılan 'Çin'deki hayvan pazarından çıktığı' iddiası zamanla zayıfladı. Virüsün izi daha çok sürüldükçe, hayvan pazarıyla temas etmemiş ilk vakaların olduğu bulundu. Şu an için en eski olan 17 Kasım vakası da bu duruma giriyor. Şu anki verilere göre, virüsün yarasalarda çıktığı ve onlardan pangolinlere, daha sonra pangolinlerden insanlara geçtiği düşünülüyor.

- Şu anki krizde, hükümetler ve onların danışmanları üç şeye dikkat etmeliler.

1) DSÖ'nün tavsiyelerine uymalılar. DSÖ, böyle durumlar için, herhangi bir hükümetin veya devletin sahip olduğundan çok daha fazla tecrübeye sahip. Onların şu an devletlere verdiği en önemli tavsiye, vakaları takip etmek ve toplumdan izole etmek. ABD ve Birleşmiş Krallık bu tavsiyeye uymuyorlar. Görünüşe bakılırsa Türkiye de, en azından, tam anlamıyla uymuyor. Örneğin, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, ilk vaka çıktıktan sonra, Türkiye'nin corona testlerini yaygın yapmadığı için ilk vakanın geç tespit edildiğini söylemişti. “Hafif seyreden vakaları da çok saptayamadık. Türkiye’de testin yaygın yapılışı da söz konusu değil.” Bu söylenilenleri, ilk vaka tespit edildikten sonra çok hızlı bir şekilde yeni vakaların bulunmasıyla birleştirince, doğru oldukları sonucuna varılıyor.

2) Verilen kararlar kapalı kapılar ardında, gizli bir şekilde olmamalı. Karar verilmesine yol açan veriler açıklanmalı ve ardından kararlar verilmeli. Bu şekilde bilim dışı, zarara yol açacak kararlar önlenebilir.

3) Uluslararası işbirliği olabildiğince fazla olmalı.

- Dünyadaki yeni ve mevcut vaka sayısını ve durumun gidişatını şu iki kaynaktan takip edebilirsiniz.

Johns Hopkins Üniversitesi haritası

Dünya Sağlık Örgütü Haritası
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Birkaç gündür farklı kaynaklardan pek çok şey okuyorum. Şu anki sağlık kriziyle ilgili değinmek istediğim birkaç şey var.

sBc76EN.png
Yukarıdaki grafik, geleceğe dair yapılan bilimsel bir simülasyonun sonuçlarından birisidir. Bu simülasyonun yayımlandığı raporda, devletlerin COVID-19 ile iki savaşma biçimi olduğundan bahsediliyor: yavaşlatma ve bastırma. Bu iki tip senaryo önemli çünkü hastanelerin bakım kapasitesi sınırlı. Bu yüzden, belli bir kapasitenin üstüne çıkılırsa, sağlık sistemlerinin çökme riski var. Hastalığın yayılmasını yavaşlatma senaryoları sağlık sistemi üstündeki bu baskıyı hafifletmede yetersiz kalırken, bastırma senaryoları daha başarılı kalıyor.

Yukarıda verilenler işte bu farklı bastırma senaryolarıdır. Her bir farklı çizgi, farklı bir bastırma senaryosunu gösteriyor. En alttaki düz, kırmızı çizgiyse Büyük Britanya'daki, hastalığın kabarması sırasında sahip olunan kritik bakım yatağı kapasitesini gösteriyor. Yani bir anda gelecek kritik durumdaki hastalara ayrılabilecek yatak sayısıdır.

Kabarma kapasitesi oldukça önemli bir şeydir ve bir devletin felakete hazır olması için gereken temel 37 gereklilikten birisidir. Kabarma kapasitesi, üç tane temel şeye ihtiyaç duyar: tedarik devamlılığı, yeterli derecede sağlık çalışanı ve yeterli medikal ekipmana sahip bir altyapı.

Gördüğünüz üzere, en iyimser senaryoda bile, sahip olunandan katlarca daha fazla bir kapasite gerekiyor. Üstelik bu bastırma senaryoları izlenirse olacak durum. Yavaşlatma senaryoları takip edilirse durum daha da kötü olacaktır. Grafikte aynı zamanda kahverengi-turuncu senaryonun en başarılı senaryo olduğu görülüyor.

Türkiye'nin kabarma kapasitesini (surge capacity) araştırdığımda, Büyük Britanya'nın aksine, bu konuda bir sayı bulamadım. Bu yüzden Türkiye'de durum tam olarak nasıldır bilemiyorum fakat ülkelerin gelişmişliği açısından düşündüğümde, Türkiye'deki durumun çok daha iyi olamayacağını düşünüyorum. Bu yüzden bizim sağlık sistemimizde de kapasitenin çok daha üstüne çıkılma riski var. Zaten topladığım kimi bilgilere göre, bazı hastaneler yeni hasta alımını durdurmuşlar ve kanser gibi çok kritik veya diyaliz gibi sürekli bakıma ihtiyaç duyan hastalar dışında, yeni hasta almıyorlarmış. Geri kalan bölümlerin hepsini, gelecek COVID-19 hastalarıyla ilgilenecek şekilde dönüştürmüşler. Zaten, en azından kağıt üstünde, hastanelerin %92.8'inin hazırlanmış felaket durumu planları var.

Diğer bir durum, ülkedeki bu sağlık sistemi kalitesinin eşit dağılmamış olması. Örneğin Van depreminde, yaralıların pek çoğunu dış hastanelere yollamak zorunda kalmışlardı. Doktor sayısı ve altyapı yeterliliği gibi şeylerin de kabarma kapasitesini belirlediği düşünülürse, şaşırtıcı değil. Zaten Imperial College raporunda da, gelir seviyesi daha düşük bölgelerin daha çok zorlanacağından bahsediliyor. Bu yüzden, hastanelerin yalnız başlarına bırakılmaları yerine, koordine olarak, ortak bir şekilde çalışmaları öneriliyor.

Rapor hakkında daha fazla şey için şu habere bakabilirsiniz.

Çok fazla vakaya sahip olan New York'taki bir doktor, sağlık sisteminin ne kadar zorlandığını şöyle açıklıyor.

Smith, hastalığın sanılandan daha yaygın olduğunu şu örneklerle anlatıyor: “Başta öksürük ve ateş olan hastaları izole ediyorduk. Onların yanında ekstra dikkatli oluyorduk. Ancak şimdi ateşi olmayıp da sadece karın ağrısı şikayetiyle gelen hastaların röntgenlerinde de Covid-19 bulgularına rastlamaya başladık. Mesela araba kazasında yaralanan biri geliyor ve röntgen çektiğimizde akciğerleri ‘corona‘sı varmış gibi görünüyor. Şimdi anlıyoruz ki birçok hastamız aslında Covid-19’du ama biz fark etmedik. 10 asistan ve birçok hemşire hasta oldu. Çoğu doktor semptom gösterse bile test yaptıramıyor. Defalarca virüse maruz kalıyoruz, koruyucu ekipmanımız eksik. Sabah taktığım n95 maskesiyle bütün hastalara bakıyorum. Bugün taktığım maskeyi cuma da takmıştım. Maskelerin bitmesinden endişe ediyoruz.“

Hastane yeni şartlara uyum sağlamaya çalışıyor. Hafif semptomları olan hastalar için dışarıda test çadırı kurulmuş.

“Her geçen gün daha ağır hastalar geliyor” diyen Smith genç hastaların çoğunun sigara içmeyen sağlıklı bireyler olduğunu söylüyor.:“Bu kadar ağır hasta olacağını beklemediğimiz 30-50 yaş arası sıradan insanlar.”

Görüntüler Smith’in uyarılarıyla bitiyor: “Bu bir ay, iki ay, üç ay böyle devam ederse ne yaparız bilmiyorum. İhtiyacımız olan malzememiz yok. Bunları söylediğim için başım derde girerse de umurumda değil. İnsanların bilmesini istiyorum. Durum kötü, insanlar ölüyor. Acil servisinde hastalarla ilgilenmek için ihtiyacımız olan malzeme yok. “

Dün, Fransız bir yetkili "Paris’te 48 saatte kapasite aşılacak, facia olabilir," demiş ve destek istemişti.

Bu haberleri verirken, bunların aynı zamanda destek çağrıları olduğunu da belirteyim. Yani illa bir çaresizliğe saplanmışlık değil, daha fazla destek ve koordinasyon isteği var.

---​
İşin diğer bir yanına gelirsek, sağlık sisteminin işler tutulması için gerekecek olan ekonomik bedel var. Bu neyse ödenecek ama zaten üretim çoktan bayağı azaldı. Pek çok ülkede temel ihtiyaçlar dışında şeyler pek üretilmiyor. Talep olmadığı için arz, üreticilerin elinde patlıyor. Bunların üstüne bir de sağlık sistemlerinin işlemesi için gereken masraf var. Sözün özü, kriz ilerledikçe veya sağlık kirizi aşaması bittiğinde, bütün dünyayı bir ekonomik kriz bekliyor. Ticari ilişkilerin birbirine çok bağımlı hale geldiği şu günlerde, herhangi bir büyük ülkedeki kriz diğer yerleri de etkiliyor. ABD ekonomisi koronavirüs öncesinde de bir garipti. Bu yüzden onlarda olacak bir kriz herkesi etkileyecek, ayrıyetten her ülkenin kendi krizi olacak. Türkiye'nin de zaten var olan bir krizi olduğu için, üstüne eklenecek.

Günümüzde ulus devlet sistemi zaten kendi sınavını veriyor. İklim değişikliği, mülteci ve göçmen krizi gibi durumlarda, ulus devlet sisteminin yetersizlikleri iyice açığa çıkmıştı. Aynı zamanda uluslararası ticaret de geliştiği ve ülkeler arası bilgi akışı arttığı da bir gerçek. Ancak bir yandan sağcı popülizmin artışı, Erdoğan, Putin, Trump, Brexitçiler gibilerin yükselişi var. Kısacası, eski sistemler artık yetmediği için, içinde bulunduğumuz sistem zaten bir krize doğru gidiyordu. Bu koronavirüs her şeyi daha da hızlandırabilir veya daha kötü hale getirebilir.

Ülkelerin cevabına bakınca, evet, bir derece uluslararası bir işbirliği var. Özellikle Çin'in doktor yollaması gibi durumlar var. Ancak ABD ve İngiltere gibi çok büyük ülkeler bile işbirliğini reddedip, bildiklerini okuyorlar. Polonya, bilim adamlarının tavsiyelerine karşın, sınırlarını kapattı ve bir kaos yarattı. Macaristan, başbakan Viktor Orbán'a belirsiz bir süre boyunca "kriz anında" kullanılacak olan diktatörsel güçler verdi. Yanlış bilgi yayımı gibi şeyleri ağır şekilde cezalandırabilecek. Ancak bu, hükümeti eleştiren herhangi bir şey olarak da yorumlanabilir çünkü yasa çok belirsiz. İsrail'de Netanyahu, yeni seçilmiş İsrail Parlemantosunun kurulmasını önleyen bir yasa geçirdi ve kendi yargılanmasını da erteletti. "Kriz adına" yaptığı bu harekete "korona darbesi" diyenler şimdiden var.

Var olan sağlık krizini kullanan otoriter sağcı liderler, bunu daha fazla güç elde edinmek için bir fırsat olarak görüyor. AKP'nin şu sıralarda geçirmeye çalıştığı yasalara ve atadığı kayyumlara bakarak da bunu görebilirsiniz.

ntQXVGb.jpg
Yani, kriz şöyle ilerleyecek.

Sağlık krizi -> Ekonomik kriz -> Siyasi kriz

Bu krize verilebilecek iki cevap var: uluslararası koordinasyonu kuvvetlendirmek veya ulus devletlerin daha izole, daha otoriter olması. Henüz yolun başındayız ve konuşmak için erken ama ikincisi gerçekleşiyor gibi duruyor.

---​
Bu da beni hakkında konuşmak istediğim son konuya getiriyor. Eğer ulus devletlerin güçlendirilmesi ve uluslararası ilişkilerin azaltılması yoluna gidersek, bu bizi 1930lar gibi bir senaryoya sokabilir. İkinci Dünya Savaşı'ndan beri büyük devletlerin birbiriyle savaşmamasının sebebinin, uluslararası ticari ilişkilerin gelişmesi sebebiyle, onlar arasındaki barışın daha kârlı hale gelmesi olduğunu düşünenler var. Ben de faktörlerden birisinin bu olduğu kanaatindeyim. Bu yüzden, ulus devletlerin böyle bir atmosferde daha da güçlenmesinin yaratabileceği bir savaş olasılığı doğuyor.

Var olan sistemler, iyi ya da kötü yönde değişecek. Bunlar "meh" düzeyinde olabileceği gibi, çok farklı yönlere de gidebilir. Bekleyip göreceğiz ve gidişata göre fikrim değişebilir ama şu anlık bir dönük noktasında olduğumuz fikrindeyim. Ya daha çok uluslararası işbirliğine yöneleceğiz ya da artık yetersiz kalan bu ulus devlet sistemine çocuklar gibi sarılacağız ve her şeyi daha da kötü edeceğiz.

Son olarak, mutlaka dinlenmesi gerektiğini düşündüğüm şu röportajı bırakayım.

 
Şaşırmadım. Her vahim hadise de olayın azametini seyreltme çabasına girmiş bir hükümet çünkü.
Öyle de hükümeti de tamamen suçlayamıyorum. 1 kişide Koronavirüs bulundu denilince izdiham çıktı, alkol stoğumuz tükenme noktasına geldi. Gerçek sayı söylenseydi kim bilir ne olurdu.
 
Şaşırmadım. Her vahim hadise de olayın azametini seyreltme çabasına girmiş bir hükümet çünkü.
Öyle de hükümeti de tamamen suçlayamıyorum. 1 kişide Koronavirüs bulundu denilince izdiham çıktı, alkol stoğumuz tükenme noktasına geldi. Gerçek sayı söylenseydi kim bilir ne olurdu.
Bence suçlamalı çünkü dünyadaki diğer bütün ileri ülkeler şeffaf politika güderken, bizimkiler her şeyi gizliyor. Bu yüzden insanlar panik yapıyor. Oysa diğer ülkelerde olduğu gibi, önlemini alıp bu açıklamarı yaparsın. Pek çok şeyi geç yaptılar zaten, yeterli ciddiyeti göstermediler. Virüs çıkarken insanları umreye yolladılar. Cuma namazı kıldırdılar. Test yapmaya geç başladılar ve hala yetersiz sayıda test yapıyolar.
 
Şaşırmadım. Her vahim hadise de olayın azametini seyreltme çabasına girmiş bir hükümet çünkü.
Öyle de hükümeti de tamamen suçlayamıyorum. 1 kişide Koronavirüs bulundu denilince izdiham çıktı, alkol stoğumuz tükenme noktasına geldi. Gerçek sayı söylenseydi kim bilir ne olurdu.
Bence suçlamalı çünkü dünyadaki diğer bütün ileri ülkeler şeffaf politika güderken, bizimkiler her şeyi gizliyor. Bu yüzden insanlar panik yapıyor. Oysa diğer ülkelerde olduğu gibi, önlemini alıp bu açıklamarı yaparsın. Pek çok şeyi geç yaptılar zaten, yeterli ciddiyeti göstermediler. Virüs çıkarken insanları umreye yolladılar. Cuma namazı kıldırdılar. Test yapmaya geç başladılar ve hala yetersiz sayıda test yapıyolar.
Bütün ileri ülkelerin şeffaf politika güttüğü kısmına katılmıyorum. Öyle bir şey yok maalesef. Lakin her ne olursa olsun şeffaf olunması gerekir. Halkı daha iyi bilinçlendirmek gerekir. Bu sorunsalın ana kaynağı sosyal bir devlet olmamamız zaten. Devletin vatandaşına bakacak kudreti yok. Kriz yönetimi başarılı değil ne yazık ki.
 
Bence suçlamalı çünkü dünyadaki diğer bütün ileri ülkeler şeffaf politika güderken, bizimkiler her şeyi gizliyor.
Öyle de hükümeti de tamamen suçlayamıyorum.
Hiç suçlamıyorum değil zaten hocam.

Pek çok şeyi geç yaptılar zaten, yeterli ciddiyeti göstermediler. Virüs çıkarken insanları umreye yolladılar. Cuma namazı kıldırdılar. Test yapmaya geç başladılar ve hala yetersiz sayıda test yapıyolar.
Hala yeterince ciddiye almıyorlar.
 
Şaşırmadım. Her vahim hadise de olayın azametini seyreltme çabasına girmiş bir hükümet çünkü.
Öyle de hükümeti de tamamen suçlayamıyorum. 1 kişide Koronavirüs bulundu denilince izdiham çıktı, alkol stoğumuz tükenme noktasına geldi. Gerçek sayı söylenseydi kim bilir ne olurdu.
Bence suçlamalı çünkü dünyadaki diğer bütün ileri ülkeler şeffaf politika güderken, bizimkiler her şeyi gizliyor. Bu yüzden insanlar panik yapıyor. Oysa diğer ülkelerde olduğu gibi, önlemini alıp bu açıklamarı yaparsın. Pek çok şeyi geç yaptılar zaten, yeterli ciddiyeti göstermediler. Virüs çıkarken insanları umreye yolladılar. Cuma namazı kıldırdılar. Test yapmaya geç başladılar ve hala yetersiz sayıda test yapıyolar.
Bütün ileri ülkelerin şeffaf politika güttüğü kısmına katılmıyorum. Öyle bir şey yok maalesef. Lakin her ne olursa olsun şeffaf olunması gerekir. Halkı daha iyi bilinçlendirmek gerekir. Bu sorunsalın ana kaynağı sosyal bir devlet olmamamız zaten. Devletin vatandaşına bakacak kudreti yok. Kriz yönetimi başarılı değil ne yazık ki.
ABD krizin en kötü yönetildiği gelişmiş ülkelerden birisi. Onlarda bile hangi eyalette kaç vaka ve kaç ölüm var görülüyor.

https://www.theguardian.com/world/n...rus-map-of-the-us-latest-cases-state-by-state

Düzenli olarak konuştuğum yabancı insanlar var. Okullarında, mahallelerinde vb. vaka çıktığında öğreniyorlar. Bunlar bizde olduğu gibi saklanmıyor.

Aynı zamanda bizdeki Bilim Kurulu denilen şey, onlarda özerk bir yapıya sahip. Sağlık Bakanlığı'nın ağzının içine bakmıyorlar. Bizdeki bilim kurulu, hükümetin verdiği kararları meşru gösterme işlevine sahip. Hatta bilim kurulu üyelerinin eski tweetleri bile sildirildi. Kurulda kararlar nasıl alınıyor, hangi çalışmalara, neye dayandırılıyor? Bunların hiçbirini bilmiyoruz. Şu an vaka sayısı açıklamasında bile tek bilgi kaynağımız bizzat sağlık bakanı. Bu sayıların da yanlış olduğunu attığım haber gösteriyor.

Kısacası, adamlar şeffaf politika güderken, Türkiye her şeyi saklıyor. Hatta çarpıtıyor. Onlar da mükemmel demiyorum ama arada büyük bir fark var.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Bağış kampanyası olayı şaka gibi. Küstahlıkları ve utanmazlıkları gerçekten şaşırtıcı bir seviyede.

bW831zD.png


mCiN3bR.png
Hükümetin yardım kampanyası açması şaka gibi hakikaten. Bu ülkeyi hayırsever zengin kurtaracaksa eğer, ne kadar batakta olduğumuzu gösteriyor bu. Üretim ne olursa olsun durmayacak zihniyeti de saçmalığın daniskasıdır. Bir çok ülkede bu sokağa çıkma yasağı ilan edildi, kaldı ki "Üretim durmasın" zihniyeti de ancak bizi daha kötü durumlara sokar bu gidişle üretecek sağlıklı birey kalmayacak ülkede. Biz genciz ama anne babalarımız değil, dede-babaanne-anneanne hepsi daha tehlikede.

Hükümetin bu tavrı bir kısmı öfkelendirse ve gene bilinçli davranıp sokağa çıkmayanlar olsa da, bu tavır yüzünden (özellikle yanlılar) hiç bir şey olmaz, olacağı varsa olur zihniyetiyle dışarı çıkıyor park, otobüs, halka açık alanları dolduruyor. Sonuç olarak ya hastalık saçıyor yada hastalık kapma riski doğuyor böylece evlerini de tehlikeye atıyor. Birde çalışmak için sokağa çıkmak zorunda olanlar da var, bu insanların canı yok mu, ailelerinin canı yok mu? Bu adamlar iş yerine gitmese geçinemeyecek, çıkarsa da belki ailelerini tehlikeye atacaklar. Belki hastalık yayılmayacak, çok fazla kayıp vermeden bitecek. Mevzu zaten sadece bu hastalık da değil, asıl hastalık bu zihniyet.
 
İçişleri Bakanlığı, belediyelerin yardım toplamasını yasakladı. Şu an bu konu hakkında şunu dinliyorum.


Belli ki CHP'li belediyeler inisiyatif aldı diye kızmışlar.

Hayır, devlet gerçekten elinden gelen imkanları kullansa ve yetmese, üstüne bunu istese hadi bir derece. Oysa devletin şu an yaptığı yardım çok minimal bir şey. Devletin kendisinin bağış toplamasının çok farklı bir amacı var. Belediyelerin bağış toplamasını yasaklaması da bunu iyice açık ediyor.

Şu krizde belli olan tek bir şey varsa, ülkenin artık köküne kadar çürümüş olduğudur. Var olan kurumlarla, kişilerle, aygıtlarla kurtarılabilecek bir şey kalmamış. Devlet toplumu terk ediyor ve üstüne bir de kendi iktidarını düşünen hareketler, şovlar yapıyor. Koyun can derdinde, kasap et derdinde. Bu nasıl bir küstahlıktır be.

Artık topyekün bir değişiklik gerekiyor. Hiçbir şekilde yumuşak bir geçiş olabileceğini düşünmüyorum.

Ekleme: Adamlara artık ahlaksız, kötü, yetersiz falan demek yetmiyor. Canavar bunlar. Kriz anında yardım etmeyen ve üstüne yardımı engelleyen bir zihniyet nedir böyle? SSCB'nin son dönemleri kadar büyük bir çürümüşlük var. Ülke her yerine, her kurumuna kadar çürümüş.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Üst