Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Anime En Son İzlediğiniz Animeler ya da Okuduğunuz Mangalar ?

Oshi no Ko 2. Sezon
Son 3 bölüm gerçekten iyiydi. Geri kalan bölümlerin hikayeye pek bir katkısı yoktu.


Tower of God 2. Sezon
Eh iştelik bir sezondu.

Re:Monster
Olaylar çok hızlı ilerliyor. Hem de neredeyse her şekilde. Bölümler arasında bazen kopukluk varmış gibi hissettim.
 
4710059d23379dca0306f1166d898889a685d88a.jpeg


Aoi Bungaku

İlk olarak en beğendiğim bölümler olan Ningen Shikkaku(İnsanlığımı Yitirirken) ile başlayayım. Uzun zaman sonra sahnelerini tekrar tekrar döneceğim kısımlardı. Yazarı Osamu Dazai’nin adeta intihar notu gibi bir şey olduğu anlatıcı tarafından da söyleniyor. Ana karakter Osamu Dazai’nin adeta yansıması(Son dönemleri için.) hatta yazarın ölüm şekli bile romanda geçen bir şekilde gerçekleşiyor.

Elbette Japon değilim anime hikâyeyi ne derece iyi uyarladı yorum yapamam ama dediğim gibi ara ara bazı sahneleri dönerim gibi. Müzikler, atmosfer, ana karakter çözümlemesi harika bence.

10/10 bu kısımlar.

Sakura no Mori no Mankai no Shita(Korulukta, Serpilmiş Kiraz Çiçeklerinin Altında)

Akiko apla tam bir femme fatale. İşte erkeğini böyle kendine kul köle yapacaksın. Yine başka bir Japon hikâyesi, filmi de varmış araştırınca gördüm. Basitçe dağlarda yaşayan, ama kendince bir ahlak anlayışı olan dağ haydutunun, Akiko aplaya aşık olması ve aşkı için her türlü pis işi yapmasını işliyor. Bir diğer değişle kendini kaybediyor adam. Kul köle oluyor aplaya. Tabii Sakura(Kiraz çiçekleri) önemli bir yer tutuyor hikâyede o spoiler olmasın.

Tabii seri kendince yorumlar da katıyor misal günümüz dünyasından da eklentiler falan var bence gereksiz o kısımlar. Ama müzikal kısımlarını sevdim.

7/10.

Kokoro

Bu bence epey ortalamaydı. Tek özel yanı hikâyeyi orijinalinde olmadığı halde bir de karşı taraftan anlatıyor. Kötü değildi yine de ama çok hoşuma gitmedi bu kısımlar.

Hashire, Melos!(Koş, Melos!)

Yine Osamu Dazai ağabeyin bir başka hikâyesi. Ama Madhouse yine kendi yorumunu katmış, bir de günümüze uygulamış hikâyeyi. O kısımlar bayağı bromance(bir iki tık ötesi hatta.) ama hoş olmuş. Atmosfer yine çok kuvvetli. Sonu duygusal ve İnsanlığımı Yitirirken kadar depresif değil çünkü yazdığı sıralar Osamu ağabeyin kafa biraz daha yerindeymiş.

7/10

Kumo no Ito(Örümcek İpliği)

Bu daha çok bizdeki öğüt vermek amaçlı yazılan kısa öykülere benziyor ki zaten Japonya’da epey çocuklara falan okutulan bir kısa öyküymüş. Hayatı boyunca asan, kesen, öldüren kimseye acımayan soğuk kanlı bir katilin; hayatında yaptığı tek iyi şeyden hemen sonra ölmesi üzerine yazılmış bir öykü.

Jigokuhen

Üstteki yazarın başka bir öyküsü. Bu sefer çok daha karanlık ve sert çünkü yazarının intihara teşebbüs ettiği çok sancılı bir döneminde kaleme almış. Basitçe imparator’un, ülkesinde yaşayan dünyanın en büyük sanatçısına mezarına ülkesinin resmini yaptırmak istemesi. Ama çok yozlaşmış bir yer olduğu için ana karakter buhrana düşüyor ve gördüklerinden sonra karanlık şeyler resmetmeye başlıyor ve dünyanın gerçek halinin karanlıktan başka bir şey olmadığını anlıyor.

Genel olarak bakarsak müzikler, animasyonlar ve hikâye sunuşları gayet güzeldi. Ben tatmin oldum. Özellikle İnsanlığımı Yitirirken şaheserdi bence. 8/10 oynar genel olarak.


58247440.jpg


Masturbasyon Ustası Kurosawa(Onani Master Kurosawa)
Geçen ay okuduğum bir manga. Başlangıcı ve sonu inanılmaz farklı. Sürprizi kaçmasın diye çok bir şey söylemeyeyim. Hikâye kısaca Kurosawa adlı uyumsuz, çevreyle kopuk bir orta okul öğrencisinin okulun arkasındaki bir tuvalette her gün başka bir sınıf arkadaşını hayal ederek masturbasyon yapmasıyla başlıyor. ADAM ÖYLE BİR CEZALANDIRIYOR Kİ! Ancak hikâye çok farklı bir hale bürünüyor sonradan.

Benim çok hoşuma gitti şahsen bu manga. Kendince kitlesi de var, neden animesi yapılmıyor diyeceğim de cevap belli aslında. Yapılsa iyi olur bence ama. shshshs. 8/10.


a086a377515fee83d2245f6c68cad85ef9e28af9.jpeg

Fate Stay Night
Bu izlediğim üçüncü ve son Stay Night rotası oldu. Açıkçası Ufotable kalitesine alıştıktan sonra bu eski animasyonlar sarmaz diyordum ama yanılmışım. Müzikleri tanımlamak gerekirse harika, muhteşem, şaheser. Müzikler ve atmosferi inanılmaz beğendim. HF’de Sakura’ya, UBW’de Rin’e odaklanırken rotada ana kadın karakterimiz Saber. Üçü de iyi işlendi bence üç seride. Animasyonlar gerçekten kötü ama müzikler, atmosfer ve rotanın kendisi güzel olunca sardı gayet.

Genel Fate serileri sıralamam şöyle; HF>>>OG Stay Night>UBW=Zero gibi gibi.
 
Son düzenleme:
b2dec3d9236cfd42a789ef6dfa1cdc554c88e8b8_2_1035x582.webp


Sousou no Frieren
Aslında bu tarzda içeriklere çok doyduğumdan izlemeyi planlamıyordum ancak izleyecek bir şey bulamadığımdan başlamış bulundum.

Seriyle ilgili en dikkatimi çeken ve sevdiğim şeylerden biri karakterlerin olaylara verdiği tepkiler oldu. Özellikle Fern’in tepkileri çok sevimli. Yine çok sevdiğim başka bir şey de karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisi, bağı. Hani bazı serilerde yaratıcı karakterler arasındaki bağı çok kuvvetli olarak nitelese de izlerken ya da okurken hissedemeyebiliyorsunuz. Bence Frieren bu konuda çok başarılı. İki karakter küstüğünde birbiriyle barışma çabaları bile çok hoş geliyor.

Hikâye zaten asıl olaylar olup bittikten sonrasını anlattığından çok kuvvetli bir merak unsuru, sürükleyiciliği yok. Ancak buna rağmen bir sonraki bölümü açmak istiyorsunuz.

Battle yönüyle çok öne çıkmasa da bence büyü sistemi falan da gayet iyi olmuş.

Bu tarz karakterin içsel yolculuğu, anlam arama çabası, yalnızlığı vb. hayata yönelik içeriklerden çok farklı bir şey yaptığını düşünmemekle birlikte yapmak istediği şeyi çok iyi yaptığını düşünüyorum.

Ayriyetten mangasının çizimleri de çok güzel, anime bu kadar kaliteli olmasa mangaya da geçilebilirdi. Ben memnun ayrıldım seriden, ikinci sezonu da büyük bir keyifle takip edeceğimi düşünüyorum çıktığında.
 
Son düzenleme:
77356.jpg


FLCL - Furi-kuri

Aslında bu tarz hikâye anlatımına sahip serileri pek sevmesem de, tıpkı Evangelion gibi istisna oldu benim açımdan. Tıpkı onun gibi asıl olayı yaşattığı duygular ve atmosferi çünkü. Arkadaki büyük-evreni ilgilendiren- olaylar sadece motif olarak kalıyor.

Komik, enerjik, absürt ama bir o kadar da depresif. Çok özgün bir eser gerçekten. Animasyon tarzı, müzikleri -özellikle müzikleri şaheser- çok hoş. Biraz Tengen Toppa Guren Lagann’ı da andırmadı değil. Tabii onun gibi saf mecha değil ama. Karakter tiplemeleri klasik olsa da işlenişleri eşsiz. Özellikle Mamimi’ye bayıldım.

Özellikle rock müzikle haşır neşir olan ve mecha seven insanların çok sevecebileceğini düşünüyorum.

Hikâye anlatımı tarzım olmasa da gerçekten çok sevdim bu animeyi. 93/100.
 
Son düzenleme:
Emanon'un Hatıraları diye bir manga okudum geçen, yeni Türkçeye kazandırılmış bir manga. Arada sırada MAL'da gözüme çarpan bir mangaydı, rafta görünce hemen kaptım. Mangayı Türkçe okuduğum için Türkçe adını yazdım. Kenshin okuyordum normalde, ama Emanon'u alır almaz, araya aldım, merakla okudum.

Fena değildi, ne kategoriye koysam bu mangayı emin olamadım. Konusundan bahsetmek istiyorum, ama spoiler yapmadan bahetmek biraz zor gibi duruyor. Çok kısa bir şekilde özetlemem gerekirse, kalbi kırık romantik bir oğlan, bir gemi ile Dünyayı dolaşmaktan, ülkesi Japonya'ya geri dönerken, aynı gemide seyahat etmekte olan Emanon isminde gizemli ve güzel bir kızla tanışır ve bir sohbete başlarlar. Kulağa hayattan bir kesit (slice of life) bir manga gibi geliyor dimi, ama devamı pekte öyle değil. Hiç bir sihirli gerçekçilik (magical realism) işi okumadım. Belki o kategoriye giriyordur bu manga.
 
Rurouni Kenshin mangasını bitiridim.

Bürübürü Kenshin ! Battle Shonen işte, bir Battle Shonen olarak bir Battle Shonen ne yaparsa onu yapıyor... HA HA İçinde okuduğum her shonende olan klişeler var ve bir shonenin ana hedef kitlesi çocuklar ve ergenler tabi ki, o yüzden her shonende olduğu gibi sulu kısımlar var, kimisine bende çok güldüm ve tabi ki bir Battle Shonen olarak dur durak bilmeyen bir aksiyon var içinde. Shinamori Aoshi, Saito Hajime ve Hiko Seijiro karakterleri hoşuma gitti, karizmatik ağır abi tarzındaki karakterleri severim. Shonen seven herkesin seveceğini düşündüğüm bir manga.
 
Yokohama Kaidashi Kikou mangasını bitirdim.

Bu mangayı seviyorum. Okurken bazen kimi panellere uzun süre baktım, o panellerdeki diyalogları defalarca okudum. O anı kaybetmek istemedim, hafızama kazınmasını istedim, ama ne yazık ki doğa ana bana bir zihin verirken o kadar cömert davranmamış... Bana keşke Fotografik bir hafızam olsaydı dedirten bir manga...

Okurken bilmiyordum, ama okuduktan sonra Yokohama Kaidashi Kikou gibi başka mangaların da olduğunu öğrendim. Iyashikei adı verilen bir manga türüne ait olduğunu ve hatta bu türde başka bir manga okuduğumu öğrendim; adı Girls' Last Tour'du o manganın da. Öğrendiğim kadarıyla Iyashikei serileri, genel olarak üstünde melenkolik bir hava olan, ama bir yandan da insana kendini iyi hissettiren mangalarmış ve Yokohama Kaidashi Kikou da tam olarak buydu.

Girls' Last Tour, favori mangalarımdan bir diğeri bu arada, ama kötü bir sonla bitiyor. Bir Iyashikei mangasının genel olarak melenkolik bir havası olması gerektiğini anlıyorum, ama kötü bir son, artık daha çok "kötü hissettirme" alanına giriyor... (HA HA) Ben kötü sonları severim, ama bir Iyashikei'nin tatlı bir hüzünle iyi hissettiren bir manga olması gerekiyor... Bu yüzden Girls' Last Tour'un kötü sonuyla Iyashikei alanından biraz çıktığını düşünüyorum çünkü artık tatlı bir hüzün değil bu. Beni depresyona sokmadı tabi, zaten kötü sonları severim, ama bazı insanları depresyona sokabilir o yüzden Girls' Last Tour için Iyashikei dense bile, bence kötü sonu ile Iyashikei sınıfından çıkıyor.

March Comes in Like a Lion'ın da bir Iyashikei manga olduğunu öğrendim (bir başka başlamayı düşündüğüm manga serisi). Görünüşe göre Iyashikei mangaları beni çekiyor... Iyashikei olduklarını bilmeden bile, Iyashikei mangalarına yöneliyorum. HA HA
 
344818.jpg


Centuria

Henüz 41 bölümü çıkmış bir karanlık fantezi mangası. Sıkmadan okuttu kendini, karakterleri sevdirmeyi başardı. Özellikle Angvall ablayı ve Diana bıcırığını baya sevdim. Biraz Berserk ve Vinland Saga havası hissediliyor onların kalitesinde olmasa da. Çizimler bazı yerlerde çok iyi bazı yerlerde ise göze batıyor. Özellikle el çizimleri fazla büyük gelebiliyor göze. Fakat atmosferi, yaratık tasarımları falan başarılı. Hikaye ve karakterler anlamında da merak uyandıran unsurlara sahip. Genel olarak beğendiğim bir manga oldu, güncel takip etmeye devam ederim muhtemelen.


images


Dandanan

Dandadan geçen senenin en çok ses getiren animelerinden biriydi. Prodüksiyon kalitesi gerçekten iyi. Çizimler, animasyonlar, opening ve müzikler başarılı. Hikaye olarak henüz fazla ciddiye alınacak bir şeyler sunmasa da keyifle izletti kendini. Arada bir böyle daha geyik tonda ilerleyen animelerde iyi geliyor. Tamamı da bu havada değil aslında bazı bölümlerde gerçekten duygusal, kalbe dokunan anlar yaşatabiliyor. Baş rollerimiz Okarun ve Momo sevilesi tipler, tatlı bir ikili olmuşlar. Turbo nine karakteri de güzel bir dinamik katmış seriye. Söylenilen kadar harika bulmasam da sevdiğim bir anime oldu diyebilirim günün sonunda.
 
Dorohedoro mangasını bitirdim. Tam 1 ay 3 günümü aldı 190 bölüm mangayı bitirmem. Yavaş bir okuma hızım var, ama yapacak bir şey yok böyle idare edeceğiz artık... HA HA Bir günde 100 küsür bölüm okuyabilen insanları çok kıskanıyorum. Kısa bir yorum yazdım manga hakkında, aslında çok da öyle bir spoiler içeriyor sayılmaz, ama gene de önlem olsun diye spoiler tagı içinde gizledim.

Dragon Ball ile Dorohedoro arasında ilginç bir paralellik gördüm, yani aslında Dorohedoro'nun Dragon Ball Z'den ilham aldığını gördüm. Dorohedoro'da En adlı büyücü karakterin sihriyle insanları mantara dönüştürmesi, yada başka büyücü karakterlerin sihirleri ile insanları pasta vb. yiyeceklere dönüştürmesi ve bu yiyeceklerin yenmesi, bana Dragon Ball'da sihirli cin Buu'nun insanları sihriyle şekere, çikolataya vb. ne dönüştürüp yemesini hatırlattı.

Güzel bir okumaydı, çok keyif aldım okurken. Ama MAL'da 10/10 veremedim çünkü ölen ana karakterlerin hepsinin diriltilmesi, hatta kimi karakterlerin defalarca diriltilmesi ve zaman yolculuğu işin içine girdiğinde olan, ben geçmişe gittim her şeyi lehime çevirdim, ya öyle mi ama ben de senden sonra gittim geçmişe ve işleri tekrar kendi lehime çevirdim... Olayları yüzünden gözlerimi biraz devirdim... HA HA O yüzden 1 puan kırıp 9/10 verdim, yani bunlara rağmen bile çok hoş bir okumaydı.

Tabi bu tür ölenlerin dirilmesi ve zaman yolculukları bana gene Dragon Ball’u hatırlattı. Q Hayashida’nın en çok etkilendiği manganın Dragon Ball olduğunu düşünüyorum. Birde 13. Cuma ve Bill and Ted filmlerinin etkisi de barizdi.
 
The Girl From The Other Side: Siuil, a Run mangasını bitirdim.

Bu manga Teacher ve Shiva adındaki iki karakterin dramatik ve hüzünlü masalıydı. Kimi kısımlarda okurken yüreğim burkuldu. Kesinlikle güzel bir okumaydı. MAL'da 10/10 verdim favori mangalarımdan biri oldu, ama favori mangalarım listemde koyacak yer kalmadığı için oraya koyamadım, bir çok başka favori mangam gibi çünkü favoriler listesinde sadece 10 tane manga koyacak yer var, MAL kullanıcılarının da bildiği gibi.
 
Claymore mangasını bitirdim.

Tam 11 günümü aldı bitirmesi. Keyifli bir okumaydı, kimi kısımlarda manga tüm silindirlerden ateşlendi ve çok sürükleyici bir hale geldi. Claymorelardan birinin çalıştıkları organizasyondan şüphelenip, uzun araştırmalar yaparak elde ettiği ve diğer yakın olduğu Claymorelara açıkladığı organizasyon hakkında gizli bir bilgiyi, ben daha manganın başlarında fark ettim ve o yüzden buna baya güldüm, bu Claymoreların jeton biraz köşeli diye. lol

Claymore mangası için Berserk mangası ile Witcher Oyununun harmanlanması denebilir. Witcher ile fazla haşır neşir değilim, ama Berserk çok daha ayrı bir seviyede tabi Claymore ile kıyaslandığında. Yani Berserk ayarında değil Claymore, ama gene de çok keyifli bir manga. Berserk seven herkesin keyif ile okuyacağına inanıyorum. Fantezi/korku türünü ve iyi canavar tasarımlarını seviyorsanız, hiç beklemeyin hemen başlayın Claymore mangasına.
 
The Girl From The Other Side: Siuil, a Run [dear]: Side Stories mangasını bitirdim.

Sadece 7 bölümden oluşan ve tek bölümlük olan yan hikayeleri içeriyor bu manga. Teacher ve Shiva'nın birlikte yaşadıkları zaman içinde iyi vakit geçirdikleri bir kaç günden kesitler var her bir bölümde. Hayattan bir kesit (slice of life) tarzında. Bitirdiğimde gene yüreğim burkuldu... Çünkü Ana manga serisindeki Teacher ile Shiva'nın hüzünlü hikayesini yeniden hafızamda canlandırdı.
 
08.03.2025, Mart ayı, Cumartesi günü, öğlen vakti. Kentaro Miura tarafından yazılıp, çizilmiş son Berserk Mangası bölümünü de bitirdim. Manga okuma hobimde tam anlamıyla büyük bir mihenk taşı bu. Huzur içinde yatsın, Kentaro Miura'yı 2021 yılında kaybetmiştik.

2002 yılı gibi Berserk'i 90lar tv animesi ile keşfetmiştim. Muhteşem bir animeydi, 2004 yılında da Berserk'in hala devam etmekte olan bir mangası olduğunu keşfettim ve hemen okumaya başladım. O zamanlar Berserk şimdiki gibi inanılmaz popüler bir manga değildi, zaman içinde bir çok başka manga severin de Berserk'i keşfetmesiyle bütün dünya çapında gelmiş geçmiş en popüler Seinen manga oldu ve sonunda Seinen'in tahtına oturdu, son derece hak ettiği şekilde.
 
ea9a3252592c60781a3380d2b147375fc41f1fa4_2_999x750.jpeg

Serial Experiments Lain

Piyasada ne kadar ruh hastası seri var izlemeye okumaya yemin etmiş biri olarak, eksiklerimizden biriydi.

Olabilecek en soyut anlatımlardan biri var, kendince çok yaratıcı bir de konsepti var. Bugünlerin internet teknolojisini o günlerden görmüş.

Ancak serinin hikâyesi, bilim kurgu arka planı sadece motif. Tıpkı Evangelion ve FLCL’de olduğu gibi. Hissizlik, yabancılaşma, toplumdan kopukluk gibi hisleri izleyiciye aktarmak buradaki mesele. Yani detaylara çok hakim olunmasa da sıkıntı yok çünkü kimse bu serileri hikâyesi için izlemiyor. Depresif yanını doyuruyorsa sen mesajı almışsın zaten.

Ha, elbette arka planda takip etmen gereken şeyler var ama ana odak farklı.

Sanal dünya “Wired” ile gerçek dünya arasındaki çizginin silikleşmesi, kablolar ile insanların giderek iç içe geçmesi olabilecek en depresif şekilde aktarılıyor. Tam benim kalemim mesela.

Lain’in ayı pijamaları çok tatlı bu arada almak lazım bir tane.

87/100 diyelim.

Don’t toy with me Nagatoro-san 2. sezon

12be799f110fe5ec4866708b59711dd01bbcca12_2_499x750.jpeg


İlk sezonu izlemiş ve burada epey gömmüştüm. İnsanların böyle bir shitfest’i nasıl sevdiğini de hiç anlamlandıramamıştım.

Ancak ikinci sezonu öylesine açıp izlediğimde seriye olan bakış açım ve duygularım değişti. Çünkü ikinci sezon bayağı olmuş.

Çok tatlı bir romcom’a evrilmiş seri, ilk sezonda toksik gelen ilişki bu sezon epey rayına oturmuş. Bir kızın, dört göz bir oğlana zorbalık yapmasını ilk sezonda ne kadar irrite edici işlemişlerse bu sezon gayet hoş ve tatlı bir şekilde işlemişler. Nagatoro ve senpai’nin ilişkisi bu sezon fazlasıyla oturmuş.

İlk sezona 3 vermiştim sanırım, bu sezona ise 6 verdim. İlk sezon da bu kafada olsa romcomlar arasındaki yeri çok daha sağlam olurdu diye düşünüyorum.

8927319fc9bec0031b428bd07f2923ac0fd47379.jpeg

Magi

Yıllar önce animesini izleyip sevdiğim, ne zamandır da mangasını okumayı planladığım bir seriydi. En sonunda mangasını da bitirdim.

Oldukça hoş, sıcak, felsefik, bol aksiyonlu ve komik bir manga. Ana karakterler kadrosu inanılmaz tatlı. Morgiana tüm zamanlarda favori kadın karakterlerimden biri. Ve Alibaba. Ben de Aliybaba. İkimiz de babayız. Tek fark o soylu, ben sefil. Ama olsundu.

Final arcı gerçekten kötü ama iyi final yapan battle shounen manga zaten çok çok az olduğundan bir eksi değil. Uzun soluklu serilerde default olarak geliyor zaten.

83/100 çalışır.

pick-me-up-infinite-gacha-probably-one-of-the-best-manhwa-v0-7vn5uthjnklc1.jpeg


Pick Me Up

Webtoonlara birkaç seri dışında oldukça uzak birisiyim. Hele İsekai olunca. Bu seriye de bir arkadaşın gazıyla başlamıştım dalgasına ve pek umudum da yoktu. Ve seri oldukça ağır başladı, ilgi çekicilikten uzaktı. Ancak giderek gelişti ve ilgi çekici bir hal aldı seri. Bölümler uzun olmasına rağmen günde 50-60 sayı okutuyor kendini.

Ana karakteri özellikle epey iyi tasarlanmış diye düşünüyorum, gördüğüm olaylara en gerçekçi ve duygusallıktan uzak bakan ana karakter olabilir. Yani bir Baam'a bakıyorsun bir de Han'a. Arada uçurumlar var. Olgun, OP ana karakter severler için bulunmaz nimet.

Çizimleri oldukça güzel, aksiyonu bayağı iyi, tempo sorunu yaşıyor bazen sıkabiliyor ancak oldukça akıcı tarafları da var. İsekai, gacha game tarzı serileri sevmeyenlerin bile hoşuna gidebileceğini düşünüyorum.

80/100 diyelim.
 
Üst