Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Koca Yusuf

KocaYusuf53

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
KOCA YUSUF

kocayusuf.jpg






Koca Yusuf

Zannımca her Türk genci bu uzun yazıyı okumalıdır.

Kendisine bakanlar elbetteki ula bu Koca Yusuf deyip durdukları bu muydu bunu bende yenerim *** diye düşünmeye başlayabilirler. Hele ki alıştığınız o devasa Andre, Gonzalez, Big Show, Eddie Hall, Alexander Karelin gibi elemanlara göre bayağı cılız değil mi? Konuyu dağıtmadan ilerleyelim.

Doğum tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır, köylüleri 1856 diyor. İskoç güreş tarihçisi William Baster'a göre 1857 yılında doğmuştur. Atıf Kahramana göre 1858, bazı araştırmacılarımız ise 1859 ve 1866 yılını gösterse de 1866 yılında doğan Adalı Halil'den yaşça daha büyük olduğu için 1866 yılı pek mümkün değildir. Mecit Sağır onlarca yıl önce köyüne gidip Koca Yusufla yaşıt olan, hatta ondan yaşlı insanlarla konuştu, eşi Refiye Koca Yusuf'un 38 yaşında öldüğünü söylemiştir, bundsn dolayı doğum tarihi 1860 olabilir. Her ne hâl ise.O dönem Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Deliorman'ın Şumnu bölgesindeki Karalar köyünde dünyaya geldi.(Şu anda bu yer Bulgaristan'da kalmıştır, hatta bir dönem Bulgarlar Türk güreşçisini kendi güreşçileri gibi göstermeye çalışsalar da başarılı olamadılar.)

Küçük yaşta köyünde babası tarafından güreş dersleri alması sağlandı, ilk güreş hocası kendi köyünden Dursun pehlivan (1)iken daha sonra Kel İsmail ardından da Pomak Osman pehlivanın ellerinde yetişti.
Zannedildiğinin aksine 138 ya da 144 kilo değildir, 1.88 boyunda ve 113-120 kilo ağırlığındadır. Yurt dışındaki bütün ölçümleri bunu gösterir, zannımca kilo meselesi abartıdan ibarettir. Zira zamanının gazetelerinde kendisi 252 pound (114) olarak gösterilmiştir.( Amerika'da iken.) Maçlardan önceki ölçümleri de bir çok pehlivan gibi elimizdedir.

Serbest güreşin efsanevi isimlerinden olan Yusuf, iri gövdesi, güreş becerisi, gücü ve sporcu ahlakı ile "Koca" lakabını almıştır.

Önceleri doğduğu köyden ötürü "Karalarlı Yusuf", sonra "Şumnulu Yusuf" olarak anılmış, 1896'dan itibaren çırağı "Erikli Mehmet"e "Küçük Yusuf" denilmeye başlanınca kendisine "Büyük Yusuf" denilmişti.
Dünyada “Terrible Turk” (Korkunç Türk) olarak tanındı. Kendisinden sonra başka Türk güreşçiler de bu unvanı kullandılar.(Hatta bazıları siyahi idi.)

1900 yılında Rıza Tevfik 'Güreşte Avrupa Usulü ile Türk Usulü arasındaki Fark ve Müşahebet’ başlıklı yazısında kendisinden Koca Yusuf diye bahsedince yurtta bu isimle anılmaya başlanmıştır.

1884-5 yılında 26 yıl Kırkpınar Başpehlivanı olan Kel Aliço ile güreşti.( Aliço 1844-1919 ya da 1921). Sabah başlayan mücadele akşam sona erdi. Kel Aliço mücadele sırasında güreşi bırakmış ve kendi elleriyle ülkenin başpehlivanlığı unvanını Koca Yusuf'a devretmiştir. Kel Aliço'nun çırağı olan ve 18 yıl Kırkpınar başpehlivanlığını elinde bulundurduğu söylenen Adalı Halil'i iki kez ardı ardına yendi. Sultan Abdülaziz, Sultan V. Murat ve Sultan II. Abdülhamit döneminde pek çok güreş yaptı. Koca Yusuf ile çarpışan Katrancı Mehmet, Kazandereli Memiş, Filiz Nurullah, Kurtdereli Mehmet ve Hergeleci İbrahim gibi ünlü pehlivanlar, onun kendilerinden üstün bir pehlivan olduğunu kabul ettiler.

Adalı Halil ve Kara Ahmet yenilgiyi hazmedemeyen kişiler oldukları için onun üstünlüğünü bir türlü kabul edememişlerdir, ancak Kurtdereli'nin beyanı gerçeği ortaya koyuyor, zira Kurtdereli, Kara Ahmet'ten üstündür, Adalı ile yakın ayarda olmakla beraber onu 15 dakikada yenmeyi bile başarmıştır ki Koca Yusuf hakkında şunları söylüyor.
"Koca yusuf güreşte elini insanın omzuna dayadığı zaman hiçbir el esnemesi hissedilmez. insan ne kadar güçlü olsa da elin gene kendine göre bir esnemesi vardır. halbuki o, elini dayayınca sanırsın ki insanın omzuna bir hatal direği dayadılar. hem de bu dayanan direği arkadan bir lokomotif itiyor"

Ayrıca Paris'te Hintli Gulam ile güreşinden önce Fransız gazetecileri ile konuşurken şunları söyledi.

"Beni yenebilmiş tek Pehlivan Koca Yusuf'tur."(2)

Yine başka bir beyanatı.

" Çok yiğit adamdı, beni Katrancı gibi ezmeye çalışmadı, ödülün bir kısmını bana verdi, nasihatler edip beni himayesine aldı, yakın köylerdeki bir güreşe ödül bana kalsın diye gelmedi, çok yiğit adamdı. Benden boyca kısa olmakla beraber Tasavvur edilemeyecek derecede kuvvetliydi. Hepimizden üstündü." (3)

Adali Halil ise Koca Yusuf'un mızıkçılık yaparak güreşi bıraktığını ve bu sayede mağlup sayıldığını söylese de güreşlerini izlemiş kişilerden tepki görmüştür, Kara Ahmet'te defalarca yenildiği kişilere bile yenildiğini kabul etmemiştir, her zaman olmasa da. Hak geçmesin, anlatalım, Kara Ahmet savaşçı ruha sahiptir ve mağlubiyeti hazmedemez, bu yüzden böyle davranırdı, ancak hiçbir zaman kendisinin Yusuf'tan büyük olduğunu iddia etmemiştir, ancak suskunluğu kabulünü gösterir sanırım, o da hakkaniyetli adamdır, Adalı ise Kurtdereli'nin ikimizden de üstündü sözlerine susmuştur, bu da kabulünü gösterir sanırım, o da farkındaysanız onu yendim dememiştir, beyanatı farklıdır. Onun tek rakibi Kel Aliço idi. Adalı ve Kara Ahmet'in hakkını da yememiş olalım.
Şüphesiz ki daha sonra Avrupa'da ve Amerika'da güreşen bütün Türkler de onun üstün olduğunu bütün gazetecilere söylemiştir.

HİÇ YENİLDİ Mİ?

Sırtı hiç yere gelmemiştir, lakin yenilgi? Ramide yaptıkları bir güreşte Kavalalı Çolak Mümin Pehlivanın kendisini yarı açık düşürdüğü söylenir, normalde yarı açık düşmek yenilme sebebi değildir lakin Koca Yusuf gibi bir pehlivan başka türlü yenilemeyeceği ve bu kadar gaflete düşmesi bile çok büyük bir olay olduğu için güreşi hakem Aliço Mümin'e bırakmış Koca Yusuf ise efendilik gösterip hiç itiraz etmemiştir. Lakin güreş sevdalısı olan ve her ne zaman güreş çıksa orada biten Mümin pehlivanın bu güreşten sonra sakatlandığı söylenir, bundan sonra bir daha hiç ciddi güreş tutmamış hatta zamanının Sabah ve İkdam gazetelerinin kendi köyünün yakınlarında düzenlediği güreşlere bile gitmemiş sadece 1900 senesinde ağabeyi ile oynaş güreşi yapmış olması bunu desteklemektedir, Koca Yusuf ile boğuşurken ya da onu atmaya çalıştığı sırada sakatlandığı düşünülmektedir. Bazı kimseler başka bir zaman güreştikleri zaman Koca Yusuf'un kast ile onu sakatladığını söylese de delil yoktur.)
Şunu da ekleyelim ki Müminde hiç yenilmemiş bir pehlivandır.

Joseph Doublier tarafından Fransaya götürülmüştür. (Zannedilenin aksine ilk defa minder güreşi yapan Türk kendisi değil, komşu köylüsü ve çocukluğundan beri rakibi olan Oluklu'lu Kel Mehmettir, Yusufla aynı yıl ama bir kaç ay daha önce Londara güreşler yapmıştır.)

Yanında başka pehlivanlar olsa da bunlardan bahsetmeyeceğim. İlk defa Bordeaux şampiyonu olan Fournier'in karşısında kendisini buldu, rakibi 95 kilo ancak çok usta bir güreşçiydi.( Yapacakları güreş grekoromen güreşidir ve Türk pehlivanları bu güreşten hiç anlamazlar, sadece bildikleri 3-4 güreş oyununu uygulayıp galip gelirler.) Güreşin 2. dakikasında Yusuf rakibini sıkınca rakibi pes eder, Velo gazetesine verdiği demeç şöyledir:

''Üstüme duvar devrildi.''

Fransa şampiyonu ( Yusufu oraya götüren Doublier'inde ezeli düşmanı) Sabes'i 4 saniyede yenerek dünya rekoru kırar. ( Sabes Yusuftan 15 kilo daha zayıftır.)

Efsanevi gücü hala Danimarka'da anlatılan Bech Olsen ( orada, özellikle doğduğu yerde çok ünlüdür) ile tam 4 kez güreş tuttu. 4. güreşin sonunda Bech Olsen gazetecilere şöyle söyledi:

''Son 3 güreşimi onu yenmek için değil, nasıl yenildiğimi anlamak için yaptım ama yine de anlayamadım, ne zaman bana dokunsa ring bir anda yanıma geliyor ve yenilmiş oluyorum.''

1.97 boyunda ve 138 kilo ( en ağır zamanında) olan dünya ve avrupa şampiyonu Paul Pons ile 4 kere güreşti, (4.cü'de Pons ben bununla güreşmem diyerek ringden kaçtığı için önemsizdir.) Hakemlerin Pons'u desteklemesi ve el ense oyununu bile yasaklaması Yusuf'un elini bağlamıştı ve ilk 2 güreş berabere ayrılmıştı ancak 3. güreşlerine Pons'u öyle şiddetle yere vurdu ki yerinden kalkamadı.

1897 yılına kadar Avrupayı dolaşmış sonra memleketine dönmüştür. Ardından ise Amerika'ya gitmiştir.

Antonio Pierri ve Doublier ile birlikte gittiği ABD'de menajeri William Brady oldu. Bu ülkede yaptığı 33 karşılaşmada yendiği sporcular arasında George Bothner, Ewan Lewis, Dan McLeod, Tom Jenkins vardır. Chicago’da bir karşılaşmada dünya şampiyonu Evan Lewis’i üst üste iki defa yendi. George Bothner bu olayı yıllar sonra şöyle anlatmıştır:

''İrwin'in şaşkınlığı üzerine, yanımda bulunan arkadaşım Arthur, söze karıştı, 'Sen bunu tanımıyorsun herhalde, bu George Bothner'dir, dünya orta sıklet şampiyonudur. Hem de güreşin ne olduğunu çok iyi bilir. Böyle bir şeyi ilan ettiniz mi tiyatroyu doldurursunuz.' dedi. Tiyatroyu doldurursunuz sözü, İrwin'i iknada etkili oldu. Bana bir senet imzalattı, bu senette, herhangi bir şekilde sakatlanmamdan veya başıma gelecek başka bir şeyden müesseseyi sorumlu tutamayacağım yazıyordu. Senedin imzasından sonra günü de tesbit ettik. O gece, tiyatroya arkadaşımla birlikte gitmiş, sıramızın gelmesini bekliyorduk. Kendime inancım tamdı, Yousouf'a onbeş dakika dayanacağıma inanıyor, hatta ona yenebilirim diye düşünüyordum. Doğrusunu isterseniz, Sandow da dahil, Yousouf kadar veya ona yakın derecede kuvvetli hiçbir güreşçi hatırlamıyorum. Gelgelelim bunu Türk'e sataştığım o günlerde bilmiyordum. Modern bir dev, bir herküldü, hem cezalandırıcı kuvvetini nasıl kullanacağını biliyordu, bir orman kedisi kadar çevikti. Amerikan güreşçilerinin bildiği bütün oyunlara hakim olduğu gibi, onların daha adını bile işitmedikleri bir sürü de oyunu vardı. Ben, Jenkins, Mc. Leod, ağır sıklet greko-romen şampiyonu John Piening gibi bir çok güreşçiyle karşılaştım. Ve Türk güreşçisini onlarla kıyas ettiğim için çok aldanmışım. Onların hiçbirinde müthiş Türkünkine benzer insanüstü bir tutuş kuvvetine rastlamamıştım.. Yousouf, beni kuzeye yürürken doğuya baktıran tek güreşçidir. Gerçekten dediğim doğrudur. Türk işimi bitirdiği zaman ben kuzeye yürüyor, fakat doğuya bakıyordum. Bir insanın bu cambazlığı nasıl yapabileceğini merak ediyor, inanmıyorsunuz değil mi? Ben de inanmıyordum ama Yousouf ile karşılaştıktan sonra inandım. Mindere çıktığım zaman bir köşede toplanmış yakın arkadaşlarımı gördüm. Onlar, Yousouf yapısındaki bir sürü güreşçiyi alt edişime çok tanık olmuşlardı, tıpkı benim gibi, onlar da Yousouf'u alt edeceğimden, en azından on beş dakika dayanacağımdan emindiler. Herkes, minderden çekildi. Yousouf ile baş başa kaldık. Üzerime geldi, uzun kolunu uzattı. Kolu ensemi bulduğunda ne olduğunu anlamadan, kendimi yerde buldum, ama nasıl, tren çarpmış gibi uçarak. Yere çakıldım. Ondan sonrasını hatırlamıyorum. On beş dakika sonra kendime geldiğimde, çok üzgündüm, fakat daha akıllı bir adam olmuştum. Yousouf'a onbeş dakika dayanamamış, ama Yousouf tarafından çarpıldıktan sonra on beş dakika da ayılmayı başarmıştım. Nasıl olduğunu hatırlayamıyorum, elbiselerimin içine girdim ve caddeye çıkıp kuzeye evime doğru yürümeye başladım. Gel gelelim kuzeye yürürken doğuya bakıyordum, zira Yousouf, boynumu öyle bir kavramıştı ki, adetâ omuzlarımdan ayrılmış gibiydi. Doğrusunu isterseniz, tekrar önümü görebilmek için aradan uzun zaman geçti. Arkadaşlarımın söylediğine göre beni boynumdan tek eliyle tutup ringin 3 metre uzağına fırlatmış." George Bothner'in samimi itirafları, Amerika'daki Yusuf, gerçeğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyordu.'' (4)

Bothner bu maçta 66 kiloydu.

ABD'ye gelişinden önce hiç yenilgi almayan Yusuf İsmail, 26 Mart 1898'de Ernest Roeber ile yaptığı maçta diskalifiye oldu. Madison Square Garden'da yapılan bu maçta rakibini ringden dışarı atması, Roeber'in öldüğünü düşünen seyircilerin ayaklanmasına ve Yusuf'a karşı linç girişimine neden oldu. Söz konusu maç, spor yazarı Walter Camp tarafından kaleme alınan 1907 tarihli The Substitue: A Football Story adlı romanda anlatılmıştır.
İki rakip, Metropolitan Opera Evi'nde 30 Nisan günü tekrar karşı karşıya geldi. Aralarındaki itişmelerden sonra menajerlerinin ringe çıkıp müdahale etmesi sonucu olay büyüyüp yine seyirciler arasında bir ayaklanma dalgası olunca karşılaşma iptal edildi ve bu olaydan sonra Opera Evi güreş karşılaşmalarına kapatıldı.
Doktor Behçet Necati Bey'e göre Yusuf'un en korkunç rakibi Sam adında bir Afrikalı idi. Sam eski bir boksördü ancak maç sırasında 2 kişiyi yumruklarken öldürdüğü için bokstan men edilmişti. Ardından güreşe başlamış ancak orada da insanların kemiklerini kırdığı için kimse onunla güreşmemeye başlamıştı. Bu Afrikalı tam bir insan azmanıydı, 2 metre 6 santim boyunda ve 380 pound(172 kg) idi.
Yazılarına şöyle devam ediyor:

''Bir saatlik güreşin ardından Yusuf kendisinden 50 kilo ağır rakibini ringe öyle vurmuştu ki tahta bir ring olsaydı çökmesi içten bile değildi. Sam bundan sonra duyduğuma göre 1 ay yataktan kalkamamış, bir daha da güreş tutmamış. Bir fabrikada çalışmaya başlamış.''

Ağzıyla yerden 500 kg çeken ve bir deste iskambil kağıdını elleriyle yırtan bir sirk cambazı (Strongman) olan Tom isminde Afrikalı birisini de yenmiştir.
Son güreşini Wittmer isimli bir güreşçiyle yaptı, bu güreşçi doğuştan gelen bir hastalık yüzünden normal bir insandan 2 kat daha fazla kas kütlesine sahipti, gazetecilerin önünde bir tramvayı yeden kesmeye muvaffak olmuştu, 1.81 boyunda ve 111 kg olan bu adamda Yusuf'un karşısında duramamıştı. Maç yalnız 3 dakika sürdü. Yusuf bu maçta neredeyse havale geçirecek kadar ateşi vardı(41 derece). Yusuf Yurt dışında 115 kişiyle güreşmiş ve hepsini de yenmiştir.

KUVVETİ

Transhumanism etkisiyle gelişen düşüncelerden birisi de eski insanların gücünün abartıldığı ve yeni, modern zamanlardaki insanların modern antrenman şekilleriyle ve modern tıbbın belirlediği sağlıklı kuvvetli gıdalarla (eskisi gibi her şeyi yememek) ve hatta doping vs şeylerle gelişmiş kuvvetlerine denk olamayacağıdır. Şunu belirtelim ki elbette ki modern zamanlarda yaşayan kişiler bu konuda çok daha şanslı, çünkü modern teknikler insani daha güçlü kılıyor, ancak bu şimdiki insanların gelmiş geçmiş bilinen bütün güçlü insanlardan daha güçlü olduğu anlamına mı geliyor?

Eski pehlivanlarla ilgili olaylara ve tefrikalara baktığımız zaman bunların bir çoğunun uydurma olduğuna inanırız ki bir çoğu gerçekten böyledir, akla mantığa uygun olmayan hikayeler de anlatılır. Ancak insanların bir kısmı bu pehlivanların normal insanlara kıyasla güçlü olduğunu düşünmekle beraber, güçlerinin de biraz abartıldığını hatta modern güreşçilerin karşısında 5 dakika bile dayanamayacaklarını düşünür. Özellikle bazi son devir Osmanlı pehlivanlarının adelesiz fotoğraflarını gören insanlar ben bile bunları yenerim bu ne a* diye düşünürler. Bu yazıda elimizden geldiğince bu konuya değinmeye çalışacağız, elbette bir kaynak değeri taşımayacağı icin tefrikalara ya da haklarındaki efsanelere başvurmayacağız. Mukayese imkanı olan tek Pehlivan Meşhur Koca Yusuf olduğu için onu ele alacağız.

Koca Yusuf'un kim olduğunu başka bir yazımızda aktarmıştık kısaca, dinleyenler okuyabilir.

Boyu 1.88-190 (Farklı ölçümlerde farklı çıkabiliyor, zira insanın da boyu gün icinde değişir)
Kilo 120-113 (Avrupa ve Amerika'ya gittiği dönemde zayıflamıştır, en ağır zamanında 120 kiloydu)
Geçelim gücüne değineceğimiz kısma.


Fransız yazar Edmond Desbonnet Güreşin Kralları (Paris 1910) kitabında şöyle anlatıyor.

''Korkunc Türkü bizzat gördüm, bir spor salonundaydık onun kuvvetli olduğunu işitmiştim, gücünü sınamak istedim, 300 pound (135) kilo ağırlığındaki bir haltere yöneldim, birazda zorlanarak onu Silkme usulüyle kaldırdım, ardından onun yapmasını istedim, ancak Türk halteri ilk defa gördüğü icin ters tuttu, bu şekilde kaldırmak yanlış ve çok zor olduğu icin onu uyarmak istedim ama daha ağzımı açamadan tıpkı boş bir bidon gibi onu koparma şeklinde kaldırdı, üstelik suratı ekşimedi bile, salondaki kimse bunu başaramadı, onun korkunç kuvvetini anlamıştım, hemen onu Gripping (Kavrama) bölümüne getirdim, oradaki kavrama aletlerini kullanıp ona gösterdim ama ilgilenmedi, onun yerine köşedeki süpürgenin yanına gitti, süpürgenin sapı bileğimden 2 kat daha kalındı, gözümün önünde bunu birbirine yakın iki yerden tutup büyük bir sesle kırdı, sonra da garipçe tebessüm edip gitti, ben o arada Türk'ün insan üstü gücünün ne derece korkunç olduğunu anlamıştım.''

İlk kaynağımız bu, tamamen tarafsız birisi,yani bir Fransız tarafından bizzat şahit olunan bu olay 1. Dereceden kaynaktır çünkü taraf tutma ya da abartma olasılığı yoktur, ya da çok düşüktür. Zira bundan başka sadece 1-2 güreşini izlemiş başka da münasebetleri olmamıştır.


2. Kaynak bizzat güreştiği bir güreşçiden, George Bothner.


''Türk beni boynumdan tek eliyle tutup ringin 3 metre uzağına fırlattı, Türk'ün karşısında 1 dakika bile dayanamadım (Yusuf karşısında 15 dakika dayanan herkese büyük paralar verilecekti) ama Yusuf beni paraladıktan sonra 20 dakikadan uyanmayı başardım, bu güreşten sonra 1 ay kadar kafamı çeviremedim, kuzeye giderken doğuya, güneye giderken batıya bakıyordum.'' Yukarda bundan detaylıca bahsetmiştik.


Bothner hafif bir adamdı, bu güreşte de 66 kilo kadardı.

3. Kaynak bir Fransız Başkomserinden. John H. McCullagh



Eski NYPD kaptanı olan bu kişi şöyle anlatıyor.


"Türk 100 kiloluk güreşçimiz ve dünya şampiyonu Ernest Roeberi tutup ringin dışına tam seyircilerin 7. Sırasına fırlattı, tabii halk galeyana gelince müdahale etmek zorunda kaldık, sira insanlar güreşçimizin öldüğünü düşündüler,Türk'ün gücünü bildiğim icin tam 5 iri ve kuvvetli polis memurunu onu tutmaları için yolladım, Türkü çekip sıkıca tuttular, tam bu sırada birisi yüzüne tükürünce sinirlenen Türk, 5 kuvvetli polisi çocuk gibi silkeleyip saka sola dağıttı, Türk'ün gücüne 5 polis engel olamadı."

Bunlar o dönemde Türkle ya da Türklükle hiçbir alakası olmayan insanların görüp anlattığı, gazeteye yazdığı, kitabinda bahsettiği şeylerdir, yani sehir efsanesi değildir, bu hakikatler ışığında Koca Yusuf'un gücü de ortaya çıkıyor. 130 kiloluk en güçlü 2 Greco-romen güreşçisinden birisi olan Rıza Kayaalp silkme 180 kilo kaldirabiliyor. Varın siz mukayese edin.


Özetle bu hadiseler gösteriyor ki bazı olaylar abartı olabilse de Eski Pehlivanlar zannedildiği gibi kof ya da günümüz güreşçilerine 5 dakika ancak dayanacak kişiler değiller, hatta onları yenebilecek güçteler.

ÖLÜMÜ

Türkiye'ye dönmek üzere 21 Mayıs 1898'de Fransız bandıralı La Bourgogne transatlantiği ile yola çıkan Koca Yusuf, bindiği geminin 4 Temmuz sabahı New York'un kuzeydoğusundaki Sable Adası'nın 60 mil açıklarında İngiltere bandıralı Cromartyshire şilebiyle çarpışıp batması sonucu tüm yolcular ve mürettebatla birlikte boğularak ölmüştür.

Ölümüyle ilgili elleri kesildiği gibi şeyler ortaya çıksa bu kesin değildir. Açıklayalım.

Zamanında Basılmış olan L'illutirasyon (Fransız) dergisinin 16 Temmuz 1898 tarihli ve 2890 numaralı sayısının 36 ve 37. Sayfalarında bilgiler ve gemi kaptanı ile karısının fotoğrafları bulunmaktadır. Yine ayni dergi ve aynı sayının 40 ve 41. Sayfalarında birbirini denize atanlarin resmi bulunmaktadır. Burada kayığa tutunmaya çalışırken elleri kesilen iri bir adam tasviri var ve bu kişinin Koca Yusuf olduğunu düşünenler bu olayı uydurmuştur. Lakin bu adamın ne giysileri ne saçı Yusuf'a ait değildir. Resmi yapan eğer gerçekten bu kişi Yusuf olsaydı elbette ki ona benzetirdi. Altınlar yüzünden boğulma olayı da menajeri William Brady'nin söylediği bir sey olsa da boğulurken yanında olmadığı için bilgi verme lüksü yoktur. Zaten gemi kazasından birisi kadın olmak üzere 61 yolcu kurtuldu. ( 667 yolcu boğuldu.)

Şunu da belirtelim ki ellerinin kesilmiş olması imkansız değildir. Sözü gemi kazasından kurtulan birisine bırakalım.

"iki gemici, biri eline bir balta, öbürü bir mutfak bıçağı almış... ne yapıyorlardı biliyor musun? iplere tutunarak kayığımıza binmeye çalışan kimi yüzücülerin parmaklarını, bileklerini kesiyorlardı. soğuktan, ürküntüden, dehşetten dişlerim çatırdıyordu; bu iki denizciden biri bana döndü (öteki zenciydi): 'bir tek kişi daha binerse hepten yandık demektir. kayık dolu.' dedi. sonra bütün deniz kazalarında ister istemez böyle yapıldığını; ama elbette bundan söz edilmediğini söyledi."

Andre Gide, Kalpazanlar, İstanbul 2017, Çev. Tahsin Yücel, sf. 74

Ek Bilgiler

İnternette Madaralı Ahmet'in 1900 yılında Black and White ismindeki bir Amerikan gazetesine çıkmış fotoğrafı, Koca Yusuf'a ait diye geziniyor. Onu ve idman taşını görsellere ekledim.

Koca Yusuf'un Mezarı

Şair Sunay Akın'ın "Önce Çocuklar ve Kadınlar" adlı kitabında, hakkında yazdıklarıyla "Cihanı Titreten ve Yalnızca Güle Yenilen" yiğit Koca Yusuf medyada kendisine yer buldu. Akın, 43 sene önceki iddiayı gündeme getirdi; "Murat Sertoğlu, '1964 yılında Amerika'da yayınlanan Wrestling isimli dergide, Koca Yusuf'un mezarının Asor Adasında olabileceği yazıyor' diye söylemişti" açıklamasında bulundu. Neymiş... Koca Yusuf'un, 4 Temmuz 1898'de Atlas Okyanusu'nda batan gemiyle birlikte sulara gömülmesinden bir müddet sonra, Asor adalarından birinin kıyısına 20 ceset vurmuş, bunlardan biri Koca Yusuf'a çok benziyormuş.

Gemi, New York'un kuzeydoğusundaki Sabble Adasına yakın yerde batmıştı. Burasıyla Asor adaları arasında tam 3900 kilometre, koca okyanus var. Google'a girip Asor ve Sabble yazdığınızda siz de iddianın ne kadar uçuk olduğunu görebilirsiniz. İddia, 1964'te ilk defa gündeme geldiğinde en fazla heyecanlananlardan biri, zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel oldu. Gürsel, güreşi ve özellikle de pehlivan tefrikalarını çok seviyordu. Bir gün, okuduğu pehlivan tefrikasında, yazının en çok heyacanlı bir yerinde, tam künde atılırken kesilip, "arkası yarın" denilince dayanamamış, "Çabuk yazarı bulun, kündeden sonra ne olduğunu öğrenin. Yarına kadar bekleyemem" diye emir vermiş. İşte güreşe böylesine sevdalı Cemal Gürsel, Koca Yusuf'un kemiklerinin Türkiye'ye getirilmesi için gereğinin yapılmasını ister. Ancak, yapılan araştırma sonucunda bizim yukarda anlattığımız gerçek ortaya çıkar, mesele kapanır. Bazı medya kuruluşları, Akın'ın sözlerini, yeni bir şeymiş gibi "Koca Yusuf'un mezarı bulundu" diye verdiler.

Şaşırmadım desem yalan olur, medyanın Koca Yusuf'a mezar bulma gayreti karşısında. "Okyanuslara sığmayan Koca Yusuf'u ve onun temsil ettiği değerleri mezara sokup unutturmak mı istiyorlar?" düşüncesi gönlümü sancıttı. Böyle bir düşünce bana da çok uçuk geldi. Ama ne yapayım gönlüme hükmededim, aramızda kalsın onun endişesini paylaşmadım da değil... Ne de olsa karşımızdaki Türk medyası... Koca Yusuf'un çok sevdiği kara toprağın bağrında mezarı olmadı. Ama hatırası, yiğitliği, mertliği, insanlığı, yalnızca güle yenilmesi milletimizin gönlünde yaşıyor. O, mertliği, gerçek anlamda pehlivanlığı, acı kuvveti, bükülmez bileğiyle Avrupa ve Amerikalıların gönüllerinde de yerini aldı. İnsanımızın Koca Yusuf'u ne kadar çok sevdiği, "Cihanı Titreten Türk Koca Yusuf" kitabımıza gösterilen ilgiyle bir daha ortaya çıktı. Türk milleti, haksızlık karşısında eğilmeyen, yalnızca güle yenilen yiğitlerin hasretinde. Koca Yusuf'a ta Asor adalarında mezar aramak niye? Onun için sembolik bir mezarı, Kırkpınar'daki heykelinin hemen yanına yapamaz mıyız? Mezarının başına da kısaca hayatını, nasıl vefat ettiğini, mezarının belli olmadığını anlatan bir levha koyamaz mıyız?

Bir de unutmadan kendisi Wikipedia'da görebileceğiniz üzere 1898 yılında 20 Haziranda Chicago'da Amerika Ağır siklet güreş şampiyonu olmuştur. (https://en.m.wikipedia.org/wiki/Amer...t_Championship )
Ancak Wrestlingdata bunu belirtmeme rağmen sadece"Böyle bir hikaye vardır" şeklinde yazmışlar, Amerika Ağır siklet şampiyonları listesine de sokmamışlar. Neden böyle yaptılar anlamadım.
https://www.wrestlingdata.com/index....wrestler=10360

Okuyan herkese teşekkürler, uzun bir yazı oldu

1 Mecit Sağır Koca Yusuf'un yaşıtı kişilerin bile Dursun isminde birisini tanımadığını söylemiştir. Her yerde ilk ustası denen kişiyi kimsenin tanımaması ilginçtir. Belki de böyle birisi yoktur.
2 Sabah Gazetesi 12 Ağustos 1900
3 Havacılık ve Spor Sayı 60- Hakimiyeti Milliye 1931
4 From Milo to Londos s321-323
Ayrıca bknz, Atıf Kahraman Cumhuriyete kadar Türk güreş

[img='https://scontent.ftzx1-1.fna.fbcdn.net/v/t1.0-9/106322168_2688985124674941_7450651371758852424_o.jpg?_nc_cat=101&_nc_sid=b9115d&_nc_ohc=CI5z083lZLoAX9ub8lm&_nc_ht=scontent.ftzx1-1.fna&oh=01db5eb70060b97eec4cecb82a5bcfb6&oe=5F172820',none,545][/img]


[img='https://scontent.ftzx1-1.fna.fbcdn.net/v/t1.0-9/105981491_2688984941341626_7357806005291261275_n.jpg?_nc_cat=105&_nc_sid=b9115d&_nc_ohc=6vgxRGz_vKoAX_Mzsu_&_nc_ht=scontent.ftzx1-1.fna&oh=3e0ff31d7750317ee020ba5a6744d284&oe=5F17DD44',none,185][/img]

105702887_2688985264674927_1140524959524965415_n.jpg



Koca-Yusuf-un-Antrenman-Ta%C5%9F%C4%B1.gif
BU DA ANTRENMAN TAŞI(450 KG)
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Baya iyi olmuş, ellerine sağlık. 10. avrupa şampiyonluğuna giden Rıza Kayaalp hakkında düşüncelerini de merak ettim. Oda baya ring dışı karakteriyle takdire şayan bir güreşçi.
 
Baya iyi olmuş, ellerine sağlık. 10. avrupa şampiyonluğuna giden Rıza Kayaalp hakkında düşüncelerini de merak ettim. Oda baya ring dışı karakteriyle takdire şayan bir Lopez de güreşi bırakırsa Rıza tamamen tek kalacak, zaten az cok rakibi bir o var. Fok sağlam ve iyi bir güreşçi. Keza Taha da öyle, hepsi Anadolu aslanı.
@Nabu izin var mi hocam?
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Elbette var, sen içerik üretmek istedikten sonra.

Ancak iki şartla;

1- Yazım hatalarını azalt.
2- Bu bölüme değil, Spor bölümüne aç konuları.

---

Ellerine de sağlık bu arada., şahsen ben kayıkta kürekle ellerinin koparılması olayını gerçek sanıyordum. Efsaneymiş anlaşılan.
 
Ellerine sağlık, bu tür şeyler yazdıkça gelişir. Üstüne bir şeyler koyarsan daha iyisini yaparsın. Utkan abinin dediği önerilere ek olarak bir şey söyleyemem. Devamını dilerim.
 
Sonradan öğrendiğim kaynaklara göre Witmerr maçı berabere bitmiş. Yusuf havale geçirmiş.
 
Rıza maalesef rakibine yenildi. Ekşi sözlük bayram ediyor. Resmen yenildiği için sevinç içindeler. Ekşi sözlük hakikaten pislik yuvası. Başka bir şey değil.
 
Ekşi sözlükten bu vatana hayırlı bir şey çıkmaz zaten. Bir avuç yıkık hepsi.
 
Üst