Hakkaten ufuk açıcı oldu.

Arkadaşlar yazın dedim de üzerinde düşünün diye yazın dedim. Haterlık yapmanın kime ne faydası var? Hepiniz belli bi entelektüel düzeyde insanlarsınız, önyargılarınız üzerinde düşünmeye, onları savunmaktan daha açık olmanız lazım.
Bu arada lise edebiyat öğretmenlerime ben de sövüyorum, sayelerinde çok geç tanıştım edebiyatla. Ortaokuldaki tarih öğretmenlerime de sövüyorum sayelerinde kendimi sosyal bilimler konusunda yeteneksiz sandım. Şimdi odamda dev bi kitaplık var, yarısı tarih yarısı edebiyat dolu.
Yazıklar olsun. Resmen senelerimi çaldılar.
Kendi önyargılarıma gelince, aslında tam önyargı değil dışına çıktığım oluyor ama, yaşı benden küçük kitap okumam, yaşayan yazar okumam. Çoğunlukla yani. Çünkü denenmemişi deneyip iyisini bulacak zamanım yok. 50, 100 yıl boyunca denenip iyi olduğuna karar verilmişleri alırım kısa yoldan. Pulitzer, Nobel takip ettiğim olur arada, trendi yakalamak için. Iyi kitaplar da çıkıyor ama esasen bu ödüller neyin "iyi" kabul edildiğini anlamamı, tabiri caizse günceli yakalamamı sağlıyor.
Bunun dışında önyargı denilir mi bilmiyorum ama yerli edebiyatı genellikle sevmem. Elbette sevdiğim isimler var ama genel olarak bizim yazarları sıkıcı buluyorum. O yüzden yerli bir isim önerildiğinde genellikle çekimser olurum. Bu kısmen bu yazarları cidden sıkıcı bulmamdan, kısmen de eğitim hayatım boyunca bunların kakalanmaya çalışılmasından kaynaklı. Bana ne yok tanzimatmış yok ilk realist esermiş. Sıkıcı arkadaşım bu adamlar! Uyduruk kaydırık şeyleri milli gurur vs. diye zorla sevdirmeye çalışıyolar.
Ha bir de zaten önemli bir kısmının dili merdiven altı Kuran kursu hocası gibi. Yok arkadaşım, sağol, taciz edilmek istemiyorum
Yanlış tespit + kötü espri = eksini verdim güzel kardeşim. (Tepesinde damla olan

emojisi)
Tabi bu bakış acısıyla, Goethe'nin dili de yandan yemiş protestan rahibi gibi falan olur herhalde. Almanca ya çünkü. (Yine tepesinde damla olan
emojisi)
Allah'ımmmm insanın arkadaşını yüzüne karşı eleştirmesi ne kadar zor oluyor. Walla karnım çatladı kendimi tutucam diye. Argümanı çok harika bi biçimde yerden yere vurabilirim, vurasım da var feci, ama söyleyen adam arkadaşım. Bu ne yaman çatışmadır yarabbim.
Neyse o değil de, Kuran kursu hocası dili gibi deyip Arapça'dan dem vurduğun şeylerin çoğu aslında Farsça. Şu arasında -i olan tamlamalar mesela "Kuvva-i Milliye" gibi, Farsça gramer örneğin. Kelimelerin çoğu da Farsça. Ve Türk edebiyatı klasikleri, Servet-i Fünun'dan ibaret değil.
@Mergen
Hocam illa kurgu sevecen okucan diye bişe yok. Ama düşündürsün aklımı çalıştırsın istiyorum deyip kurguların aklı çalıştırmadığı gibi bi noktaya vardığın için özellikle cevap vermek istedim. Nereye bakacağını bilirsen gayet aklını çalıştırır kurgu. Hatta kurgu olmayan kitaptan daha çok bile çalıştırır. Mesela başlıkta kimsenin sevmediği Tanzimat edebiyatına, Servet-i Fünun'a, dönemi bilerek bakarsan, bütün bi sosyolojiyi, siyasi konjüktürü görürsün. Bu aklı çalıştırmaz da ne yapar?
Onun dışında, edebiyatın kendisi zaten her sanat dalı gibi teknik irdeleme içeriyor. Nasıl ki resimde var, bunda da var. Aslında her şeyi beğenmemek daha bile kafa çalıştırıcı olur. Tabii ki beğenmeyeceksin. Neyi beğenmediğini sorgulamak çok daha faydalı ve zevkli.
Aslında bu hataya çok fazla insan düşüyor. Birilerinin veya herkesin beğendiği bir şeyi beğenmediğiniz için çoğu zaman kendinizi ötekileştiriyorsunuz bence. Gerek yok. Beğenmemek, kitap okumaktan alınacak hazzın ve kazanılacak edebi zevkin bi parçası zaten. (Herkese hitap ettiğim için gözden kaçmasın diye bold yazdım bunu)
Bence senin okuduğunu tartışacağın ortama ihtiyacın var. Ve edebi zevk zamanla oluşacak bir şey, müzik zevki gibi. Şiir mevzusuna gelince, çoğu şairin çoğu şiiri kötüdür, onlar kötü geliyor diye şiirden zevk almadığını ya da anlamadığını düşünmemelisin.