Olaya bir kaç açıdan bakılabilir. Bir tanesi, kahramanların birer sembol olmaları ve yaptıklarının halkı da etkileyeceği. Bu yüzden, kahramanlar öldürmeye başlarsa, halktan da insanlar adaleti ellerine alarak öldürmeye başlayacaktır.
Diğer açı, kahramanların ölümcül olmayan yollarından kaçan kötülerin tekrar ve tekrar sahaya dönmeleri ve böylece yeni ölümlere yol açmaları. Umudun ve barışın sembolü olmak adına değer mi buna? Nabu'nun da daha önce dikkat çektiği üzere, hikayelerin buna dönüşmüş olmasında bu hikayelerin devamlılık olarak gitmelerinin ve çok uzun süreli olmalarının büyük bir rolü var. Bir graphic novel gibi olsalardı, yani anlatacakları hikayenin başı ve sonu belli olsaydı, böyle durum olmazdı. Zaten büyük evrenlerde geçmeyen, tek atımlık hikayelerde bu tarz bir sorunla karşılaşılmıyor. Bu güzel bir nokta olmakla beraber, işin metasını yapmak oluyor. Evren içi değerlendirildiğinde, bunun bir önemi kalmıyor.
Düşünülmesi gereken başka bir şey, kahramanların bozuk bir sistemi savunup savunmadığı. Onlar kötü adamları içeri tıktıkları halde, sistemin çürüklüğü veya zayıflığı yüzünden bu kötüler sürekli bir şekilde kaçmanın yolunu buluyorsa, sistemi korumanın ne kadar anlamı var? Kingpin bu konuda çok iyi bir örnek. Var olmaya devam edebilmesinin sebebi, sistemin çürümüş taraflarını kendi avantajına kullanıp durması.
Buna karşı çıkıldı diyelim ve kahramanlar, toplumsal düzen konusunda daha fazla inisiyatif almaya başladı. Devletle bir çatışmaya götürecektir bu. Marvel'daki İç Savaş gibi bir şey olacaktır ama çok daha ciddisi. Olaylara gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşılırsa, bu tarz bir çatışmanın aslında ne kadar büyüyeceği ve yıkıcı boyutlara ulaşacağı görülecektir. Sadece güç çatışması dönmeyecektir, toplumun bütün yapısı değişecektir. Bu evrenlerde, kahramanlar toplum yapısına işlemiş şeylerdir. Superman, umudun sembolüdür. Batman, adaletin ve dizginlenmiş bir intikamın. Daredevil de Batman'a benzer bu açıdan fakat daha küçük çaplı. Sonuç olarak, bu kahramanlar, toplumun dünyaya bakış açılarını derinden etkiliyorlar.
Bir not olarak, çizgi romanların çoğu bu açıdan yetersiz. Savaşlar dönüyor, epik şeyler oluyor vesaire fakat bu olayların toplumsal etkileri pek düşünülmüyor. Dünya kurma açısından bir yetersizlik bu.
Bu çatışmayı ele alırken, başka bir soru da mecbur olarak değerlendiriliyor. Diyelim ki büyük bir çatışma dönemi oldu. Bu illa kötü bir şey mi? Daha doğrusu belki zorunlu bir kötüdür. Geçilmesi gereken zorlu bir süreç. Yani, daha iyi bir düzen yaratmak için, eski düzenin şiddetle yıkılması gerekiyor olabilir. Bunun önemli bir sonucu daha olacaktır. O da, kahraman kimliğinin değişmesi. Düzeni koruyan, güvenlik güçleriyle olabildiğince iş yapan kişiler olmaktan çıkıp, belli sınırları aşan kişilere dönüşeceklerdir.
Bu konuya özellikle eğilmek istiyorum çünkü çizgi romanlarda çok tekrarlanan bir olay var. Bir sınırı bir kere aştın mı, sanki her seferinde her sınırı aşman gerekiyormuş gibi. Sahte dikotomi denilen bir yanıltmadır bu. Ortada sadece iki seçenek yok, ya hep ya hiç yok. Belli durumlarda sınır aşılırken, diğer durumlarda korunabilir. Ayrıca bu sınırı aşma durumu geçici de olabilir. Daha iyi, suçluların tekrar ve tekrar sahaya dönemeyeceği bir düzen oluşturulana kadar, daha ekstrem yöntemler kullanılabilir.
Bu konuya bizim dünyamızdan örnekler verilebilir. Çizgi romanlardaki bu tarz olayların sadece kendi dünyalarına göre tartışılmaması gerekiyor çünkü dediğim gibi, dünya kurma açısından yetersizler. Olayların sonuçları, gerçekliği yanıstmıyor. Ayrıyetten etik tartışmaların yapılmasının ana amacı, gerçek dünyada oluşmuş fikirlerden doğmalarıdır.
Bu aradan çıktığına göre, örneklere geçersek, bizim dünyadaki şiddet kullanımı örnek gösterilebilir. Güvenlik güçleri olmasının bir sebebi var çünkü şu anki dünya düzeninde, ölümcül kuvvete sahip olmadan var olabilmenin pek bir yolu yok. Her zaman böyle olması gerektiği savunulmalı mı? Hayır. Şu an durum böyle mi? Evet. Örneğin, IŞİD gibi bir örgütle ölümcül kuvvet kullanmadan başa çıkamazsınız. Süper kahramanların olayı, işleri öldürücü güç kullanmadan çözmeleri diye karşı çıkılabilir. Suçlular sürekli olarak sahaya dönmeseydi katılırdım fakat belli ki, öldürmeye başvurmadan sorunları çözemiyorlar. En azından her seferinde değil. Bu yüzden, bu geçerli bir argüman olamaz.
Diğer bir olay, bir düzen değişimi durumunda şiddete başvurulması. Ülkelerin, yani yeni düzenlerin kurulması, hemen her seferinde karışık ve şiddetli bir dönemde olmuştur. Bu durum, güç kullanımını belli bir noktaya kadar zorunlu kılar. Türkiye'nin kurulmasına bakarsanız bile durum böyledir. Kriz anında oluşturulmaya çalışılan yeni bir düzen, ona karşı çıkanlardan doğan çatışma ve bu sebeple şiddet kullanımı. Bu sebeple, kahramanlar böyle bir düzen değişimi yaparlarsa, o dönemde daha fazla şiddet kullanmaları kaçınılmaz olacaktır. Ancak düzen bir kere oturduktan sonra, aynı şeye devam etmeleri gerektiği anlamına gelmiyor.
Şimdi, bunları demekle beraber, güç yozlaştırır. Bunun yanısıra, suçlularla uğraşmak insanda psikolojik izler de bırakıyor. Bu sebeple, bizim dünyada daha düzgün güvenlik güçlerinin olduğu düzenlere bakarsak, iki özellik öne çıkıyor; yetki sınırlarının kesinkes belirlenmesi ve psikolojik değerlendirmeler (gerekirse de destek).
İkisi için de, kahramanların kendi düzenlerini oluşturmuş olması gerekiyor ki aslında imkansız bir şey değil. Watchtower gibi şeyler zaten mevcut. Bunun üstüne kurulabilir. Ancak bu, kahramanlığın iyice kurumlaşmasına yol açacaktır. Hele ki kahramanların dünya düzenine bu kadar müdahale etmeleri, onları artık sistemdeki sızıntılarla başa çıkan kişiler rolünden çıkarıp, dünyayı aktif olarak şekillendiren oyuncular rolüne sokacaktır. Başka bir deyişle, bir çeşit polis olmaktan çıkıp, devrimcilere dönüşeceklerdir. Bu da yeni bir devlet düzeni oluşturmak demek. Bu da bizi başka bir sonuca getiriyor...
Çizgi romanlardaki haliyle, kahramanlık gerçek dünyada var olamayacak bir şey. Süper güç diye bir şey olmamasından bahsetmiyorum. Süper güçlerimiz olsaydı bile, bu tarz süper kahramanlarımız olamazdı. Kanun dışı olarak adaleti kendi eline almış kişilere devletin izin vermemesi bir yana, bunu herhangi bir verimlilikle yapabilmeleri için örgütlenmek ve düzene karşı savaşmak zorunda kalacaklardır. Bu onları kahramanlık statüsünden çıkaracak ve yeni bir düzen kurmaya çalışan kişiler haline getirecektir. Kimisine göre devrimci ve özgürlük savaşçısı, kimisine göre hain ve terörist yapacaktır. Bakış açısına göre değişir. Ancak önceki haliyle kahraman niteliklerini kaybedecekleri kesin.
Diğer seçenek ise hükümetlerle işbirliği yapmaları ve onlara hizmet etmeleri olacaktır.
Elbette, çizgi roman aleminde biraz daha farklı. The Dark Knight Returns'deki Superman gibi hükümetlere doğrudan hizmet etmek yerine, onların kurduğu bozuk düzeni koruyorlar. Bunu değiştirmeleri içinse, yukarıda bahsettiğim olayları yapmaları gerek. Bunu da yapmayacaklarına göre, çizgi romanların büyük evrenleri bir kısır döngüye saplanmış durumda. Ha, aslında yazarlar istese bu düzenden çıkarabilirler onları. Yukarıda olduğum kadar gerçekçi bakmak zorunda değiller. Popüler çizgi roman evrenlerinde olduğu gibi, olayı romantikleştirerek anlatabilirler ve kahramanlara yeni bir düzen kurdurtabilirler. Ancak böyle bir şey olamaz çünkü gençlere anarşizm aşılıyor vb. diye izin verilmez. Bozuk bile olsa, bir düzeni korumayı öğretmek daha "iyi", değil mi?
Bu sebeplerle, bir kahramanın öldürüp öldürmemesi fark etmiyor. Bu kısır döngüden asla kurtulamayacaklar. En azından ana evrenler kurtulamayacak. Bir kişi karşı çıksa bile, kahramanların geri kalanı onu bastıracak veya tekrar doğru yola sokacaktır.