Neden sanat ürünü tüketiriz sorusunu sormamız gerekiyor ilk önce.
Bunun içinde sanatın sanat tüketicisi için olan kısmını ele almamız şart, sanayi devriminin getirdiği şehirleşme ve daha bireysel yaşamın çok fazla getirisi olduğu gibi bizden götürdüğü şeylerde oldu. Kabul etmek lazım ki insan sürü psikolojisine sahip, gruplaşmaya yatkın ve hayatının çoğunu grup içinde yaşamak isteyen bir varlık. Büyük şehirlerin getirdiği bu yalnızlaşma durumunda ise insan sonunda kendiyle baş başa kalıp, kendini önceki topluma göre kat kat daha fazla değerlendirmek zorunda kalıyor. Bu da kendini hayat içerisinde daha fazla sorgulamak ve yerini düşünmek demek, bunun sürecinde ise toplum ile yaşamanın aslında sakat bir yapı olduğunu ama aynı zamanda süregelen birşeyin olması için toplumun varlığının gerekli olmasından dolayı, basitçe bizi meşgul edecek şeylere ihtiyacımız var. Çoğu kişinin sandığının aksine sanat özellikle günümüzde sanat ürünleri olmasaydı bu toplumun 2-3 içerisinde çökmesi içten bile değildi. Toplumun en büyük ilacı sanat ve o kadar ağır bir geçmişi var ki, çok fazla dala,alana, tekniğe ayrılıyor. Sanat ile insanları üste de çıkarabilir, aşağılara da çekebilirsin. Tek bir eserle en sağlam şerefsizleri tarihte melek gibi gösterdiğin gibi, melek gibi insanları şeytan ilan edebilirsin.
Sanatın ne kadar güçlü,yönlendirici ve aynı zamanda bizim olmazsa olmazımız olduğu üzerine daha uzun uzun yazılabilir ama konusu olmadığı için bunları neden anlattığım kısmına gelmek istiyorum;
Üste bahsettiğim kendimize vakit ayırmamız burada ana etmen. Eğer kişi kendine ne kadar vakit ayırıyorsa, o kadar sanat ürünü tüketme ihtiyacı duyuyor. Bir aralar ne kadar fazla tüketirsen o kadar kaliteli ürünlere yönelirsin gibi bir teorim olsa da 700 anime izleyip favori animelerine sao,bnha diyen insanlar gördüğümden bu düşüncemin ne kadar yanlış olduğunu tescil etmiş oldum diyebilirim. Bence burada ana etmen kişinin bu eserleri tüketirken, eserleri dışarıdan ne kadar değerlendirebildiği, niye sevdiğini sorgulayabilmesi kısacası sadece tüketici değil aynı zamanda eleştirisini yapabilmesinde yatıyor. Tüketici olan bireyin tek amacı, Feindbild'in bahsetiği gibi sadece kaçış olabilir. Anlı hazlar beşinde koşuyor olabilir. Yada çoğu insanın dediği gibi kafamı dağıtmak için bakıyorum ya diye bahsettiği şeye gelelim bunlar için tüketilen eserlerin aksiyon,macera,komedi veya sıradan kahramanlık öyküsü olması gerçeğini değerlendirirsek çoğu eser bir kaçış eseri değil midir? Sadece tüketicisi olan insanın, bunu ne kadar süreyle tükettiği önemlidir.
Yani günün 3de 2sini çalışarak geri kalan 3de 1in yarısını bile zor kaplayacak şekilde sanat ürünlerini tüketmeye ayırıyorsa, bu kişinin tek problemi tükettiği ürünün kalitesidir. Ama birey gününün çoğunu sadece sanat ürünü tüketerek geçiriyorsa artık onun kendini değerlendirmeye alması gerektiğidir. Çünkü bu ürünlerin asıl amacı üste uzun uzun bahsettiğim gibi zaten temelde yeni düzen toplumunun getirdiği bireyseleşme, kendi başına kalmışlığı tatmin etmek, iyileştirmek. Sen ilacı günün 3de 2si hatta daha fazlasında alıyorsan ve üretime geçmiyorsan(hakkında yazmak,çizmek,çalmak, yada bizzat yeni bir eser üretmek) sürece sadece tüketimin kölesi haline gelmiş bir bağımlısın demektir.
Yani bu soruya verilecek tek bir cevap yok malesef, aynı sanatın tanımına tek bir cevap veremememiz gibi. Bir çok koşulda üste değerlendirmeye çalışsam da, bunlar sadece kendi gözlemlerimle bilgimin kesişmesi sonucu ortaya attığım bir düşüncedir. Sonuçta ne kadar fazla tüketirsen teorimde olduğu gibi bu düşüncelerimi değiştirecek yeni gözlem verileri elde edebilirim. Ama şunu eminim ki sanata ayırdığın vakit ana etmendir bu konuda.