Öncelikle buraya 40-50 tane film çok rahat yazabilirim ama biraz daha özel olması için kendimi 10 ile sınırlıyorum. Bu yüzden sadece gerçekten sevdiğim ve her yönetmenden sadece bir film seçeceğim bir liste yaptım. Sıralama sırasızdır.
[img='https://66.media.tumblr.com/e1eac58c7516dc1e2f52b8270a80c1f6/tumblr_oq4nnyFDt01rgaid9o3_540.gif',none,503][/img]
The Godfather: Part II (1974)
Genelde insanlar Part I'i sevme eğiliminde oluyorlar(Marlon Brando farkı) ancak Godfather Part II benim için çok daha büyük bir deneyimdi. İlk filmin sonunda babasının ardından başa geçen Michael'ın aileyi nasıl yönettiği ne başarılar ne hatalar yaptığı ve baba Vito Corleone'nin Sicilya'dan Amerika'ya göçü ve aileyi nasıl kurduğunun paralel şekilde kurgulanması ve bunun yarattığı ironik etki bu filmi benim için ilkinden daha iyi yapıyor. Bu arada yanlış anlaşılmasın ikinci film benim için 100 ise ilk filmde 99'dur.
Ran (1985)
Japon şiirselliğinin Shakespeare ile buluşması. Durmadan hareket halindeki tablo gibi kadrajlar. Aşırı gerçekçi savaş sahneleri. Kurosawa'nın yaşlılık eseri sayılabilecek Ran izlerken gözlerimin gerçekten bayram ettiği bir filmdi. Bunun yanında çok da güzel bir hanedanlık hikayesi olunca benim için Rashomon ve hatta Seven Samurai'nin bile ötesinde bir film olmuş oldu.
Stalker (1979)
Sovyet Rusya'nın dehası Tarkovsky'nin izlendiğinde bir Dostoyevski romanı bitirmiş hissi yaratan filmi. İnanç, entelektüellik, idealizm ve materyalizm varoluşunuzla ilgili aradığınız ne varsa bu filmde.
Persona (1966)
Tıpkı Stalker gibi Persona'da Avrupa sinemasının yapı taşlarından biridir. İsveçli yönetmen Ingmar Bergman'ın Persona filmi pek anlatabileceğim bir film değil izleyin görün. Ancak şunu söyleyebilirim ki görsel olarak izlediğim en güzel siyah beyaz filmlerden bir tanesi. Psikoloji ve Felsefe ilginiz varsa seveceğinizi garanti edebilirim.
[img='https://66.media.tumblr.com/670e4426b4a816d301e25df63331bf98/tumblr_o7bswzlOSe1uyxn9so1_1280.gif',none,501][/img]
Unforgiven (1992)
Yapısı gereğiyle geç dönem bir western filmi olan Unforgiven izlenebilecek en gerçekçi vahşi batı filmi olabilir hatta bazı yönlerden bu janrın yapı sökümü olduğunu bile söyleyebilirim. Clint Eastwood hem aktör hemde yönetmen olarak birinci sınıf bir iş çıkarmış. Sinema tarihinde gördüğüm en iyi climax bu filme ait.
Amadeus (1984)
Bu kadar büyük ve başarılı filmler yapmasına rağmen neden bu kadar underrated kaldığını bir türlü anlamlandıramadığım Milos Forman'ın çektiği bu film benim için geçilmesi imkansız bir film. Öncelikle en iyi müzisyen filmi gerçeklikten kopuk da olsa çok güzel bir biyografi filmi. Peki neden böyle düşünüyorum? Çünkü yönetmen deha kavramının sözlük karşılığı olan Mozart'ı anlamış ve bundan çıkabilecek tarihe sadık olmasada en iyi hikayeyi bulmuş. Ayrıca bu filmin sinema tarihinin en hoş antagonist'ine sahip olduğuna dair bahse bile girerim.
The Gold Rush (1925)
Modern Time ve City Lights da çok güçlü adaylardı ama sanırım en sevdiğim Chaplin filmi Gold Rush bu filmde anlatamadığım bir çekicilik var. Little Tramp(Şerlo) karakterinin sahip olduğu o saflığı ve peşinde olduğu umudu en güzel şekilde bu film yansıtıyor. Sahip olduğu şakalarda diğer filmlerden iyiydi. Yinede City Lights daha iyi sinema Modern Times da daha iyi bir sanat eseri diye düşünüyorum. Ama Gold Rush Chaplin'in sinemasını en iyi anlatan filmdir.
The Grand Budapest Hotel (2014)
Wes Anderson'ın ustalık eseri olarak gördüğüm Grand Budapest bence Anderson'ın ilerlettiği tarzının en hoş ve tadında sonucu. Bu arada gerçek dışı büyülü sinemasını izleyiciye bu derece kabul ettirmiş başka yönetmen tanımıyorum. Genelde izleyiciye film izlediğini unutturun kamerayı unutturun tarzı bir öğreti vardır ama Wes Anderson bunun çok dışında. Grand Budapest yıldız kadrosu, naif hikayesi, tiyatro vari setleriyle insanı hülyalara daldırıyor. Ralph Fiennes gibi underrated'ın tanımı olan bir aktörün canlandırdığı Mösyö Gustave karakteri de bendenizin en favori film karakteridir.
[img='https://www.awn.com/sites/default/files/styles/inline/public/image/featured/1040162-giveaway-win-free-tickets-see-hayao-miyazakis-spirited-away.gif?itok=1j4O9Coi',none,504][/img]
Sen to Chihiro no kamikakushi-Spirited Away- (2001)
Nasıl Grand Budapest Wes Anderson'ın ustalık eseriyse Spirited Away de Miyazaki'nin magnum opusudur. Her filmini ayrı ayrı sevdiğim Dede Miyazaki, bu film ile birlikte animasyon dünyası için geçilmesi imkansıza yakın eserlerden birini bıraktı. Görsel tasarımı sahip olduğu ilginç karakterleri kaybolan ruhlar için bir yol gösterici bu film.[img='https://66.media.tumblr.com/b04610dbfee3e05c494fd8911f5835af/tumblr_pwzwbqmJqp1rrkahjo1_540.gif',none,515][/img]
Taxi Driver (1976)[/b]
Taxi Driver yalnız insanların filmidir. Modernleşen ve politikleşen bireyi unutan kent yaşamında kalabalıklar arasında yalnızlıktan boğulan bireylerin hikayesidir. En sevdiğim Scorsese filmi şimdiki Joker'in yaptığı etkiyi düşününce bu filmi çok daha fazla seviyorum.