Genel Okuduğunuz Son Kitap Hangisi? Nasıl Buldunuz?

Rüzgarın Adı kitabını okumaya başladım. Bitirince tekrar yazarım buraya.
Kral Katili Güncesi'nin son kitabını bekleyen kadroya yeni üye geliyor herhalde. Umarım sen Rüzgarın Adı'nı okuyup, olanları unutmadan önce The Doors of Stone çıkar. :D
Üçüncü kitabın uzun süredir çıkmadığını duymuştum ama merakıma yenik düşüp seriye başladım. :D : )
Son kitap çıkalı 11 yıl olmuş, hala bekliyoruz. Ben kitapta ne olup ne bittiğini unuttum, çıkarılacağı duyurulsa tekrardan okumam gerekecek :D
 
bd41c624b71b450bb7aa1f98202e5e81c77fff10.jpeg



Ay Bahçeleri’ni sonunda bitirebildim.

Öncelikle biraz karmaşık duygular içerisindeyim, çünkü kitabın çok beğendiğim kısımları olsa da illallah ettiren kısımları da oldu.

Çok ilgi çekici konseptler vardı, evet. Ama sürekli yeni terim spamlanması ve bunlara açıklama getirilmemesi çok zorladı başlarda. Zamanla alıştık tabii.

Erikson’ın ilk kitabı yazarken henüz yazarlık eğitimi almadığını, yani daha amatörken yazdığını duymuştum. Yer yer bazı olaylar çok eğreti duruyordu ancak çok da büyük bir sorun değil bu. Arkadaşım diğer kitapların çok daha iyi olduğundan bahsetmişti çünkü yazar işin eğitimini falan da almış sonrasında.

Evrenin geniş olması benim açımdan çok iyi, hatta bu fazla bile geniş denilebilir 300 bin senelik bir tarihten bahsediyoruz. Sayısız tanrı, badass karakterler. Kotilyon ve Anomender Rake her gözüktüğünde çok büyük keyif verdi. Kruppe de epey hoş bir tipti, yer yer Coll, Crokus gibi empati kurabileceğim karakterler de vardı. Lorn, Whiskey Jack gibi kendini sorgulayan karakterlerin olması da renk kattı.

Yani genel olarak memnun ayrıldığımı söyleyebilirim. Bu seriye devam etmeyi planlıyorum.
 
09a5b25d0d1df7d306b5287127c9d44c1a7d6fd2.jpeg


Franz Kafka - Dönüşüm

İlk kez Franz Kafka okudum ve çok çok çarpıcı bulduğumu söylemeliyim.

Betimlemeler öyle çok güçlü olmamasına rağmen insanın içine işliyor, böyle bir durumda ne yapılırdı sorusuna itiyordu okurken. Vaktim olsaydı detaylı bir inceleme yazmak isterdim ancak altından kalkabileceğimi de düşünmüyorum açıkçası.(Bu konuyu sadece okuduklarımı atmak için kullanıyorum genelde.)

Kitap Gregor’un etrafında dönse de Gregor’un ailesi, özellikle Grete karakteri de çok önemli bu noktada. Kitabın başında umursamaz, sorumsuz ailenin küçük kızıyken birden bire çok ağır bir yük biniyor sırtına.

Amatör olarak yazmakla ilgilnen biri olarak böyle bir hikayeyi ben nasıl betimlerdim diye sormuyor değilim kendime açıkçası, çünkü Kafka yer yer haddinden fazla doğal anlatmış ve bu da durumu daha da korkutucu yapıyor. Ancak gerçekçi olduğunu yakınen biliyorum bizde de laf vardır ya ‘düşenin dostu olmaz,’ diye. Tabii buradaki çok daha ekstrem bir örnek.

Aile ne yapabiilirdi? Sorusuna bir cevabım yok zaten kitapta da aile ‘villain’ olarak resmedilmiyor. Onların bakış açısından da görebiliyoruz olan biteni bir noktada.

Kitaptaki en etkilendiğim yer Gregor’un başlarım lan size deyip kız kardeşi keman çalarken onu odasına davet etmek istemesi. Sonrasında ise maruz kaldığı muameleye dayanamayıp kahrından gidiyor, yazar bu kısmı çok iyi anlatmış gerçekten.

Çok etkilendiğimi söylemeliyim.

Evet, yıl başını yatakta döneleyerek, akşam üstü binaların çöpünü atarak(türlü aksilikler) bebelerle Zombi Rock ve Franz Kafka ile geçirdim. Müthişti gerçekten.
 
Diskdünya'nın Bekçi serisinin son iki kitabının çevrilmesini bekliyorken Terry Pratchett'in diğer kitaplarını okumak istedim. Yazım tarzı, mizahının kakıla kakıla güldürürken aynı zamanda düşündürücülüğü, inceliği ve nazikliği ile sanırım Pratchett, favori yazarım oldu. O yüzden Ölüm alt serisinin ilk üç kitabına baktım.

Mort

Serinin ilk kitabı olan Mort, Bekçi serisinin ilk kitabının öncesinde çıkmış. İnternetten anladığım kadarıyla Pratchett'in stilini tam olarak oturtması bir kaç kitap sürmüş ve onu burada ben de görebiliyorum. Mizahi ve macera açısından her kitabı kadar iyi ve kesinlikle çok eğlenceli. İnsanımsı tavırlar ve duygular sergileyen ancak tam anlamıyla insan da olmayan bir Ölüm görmek hoş. Ancak diğer kitaplarında gördüğüm incelik ve dengeden yoksun. O yüzden Bekçi alt serisinin tüm kitaplarından bir tık daha az hoşuma gitti.

Tırpanlı Adam

Bence Pratchett'in bir yazar olarak bu kitap ile Mort arasında çok geliştiği ortada. Tırpanlı adam da Mort gibi komik, ilginç ve iyi bir mizaha sahip ancak aynı zamanda o inceliğe ve düşündürücülüğe sahip. Mort'da aldığım o zevki alırken ve kakıla kakıla gülerken aynı zamanda Ölüm'ün hikayesine ve Pratchett'in düşündürücü sözlerine hayran kaldım. Duygusal olarak beni derinden etkiledi. Pratchett'in en hoşuma giden kitaplarından biri oldu.

Ruh Müziği

Tırpanlı Adam'ın aksine Ruh Müziği en az hoşuma giden Diskdünya romanı oldu. Ölüm bu kitapta geri bir planda rol alıyor. Kitabın mizahının ve eğlencesinin büyük kısmı Rock müzik tarihine atıflardan geliyor. Rock'ın çıkış zamanındaki olaylar, tüketimcilik ve müzik gruplarına yönelik satirik bir mizah var ancak daha büyük bir yorum ve derinlik eksik. Yine zevkli ve iyi buldum ancak diğer kitapları gibi "çok iyi" diyemem.
 
Herkes için Evrim - Ali Demirsoy

Gerek dilinin sade ve anlaşılır olması,gerek evrimi basitçe herkesin anlayabileceği bir dilde anlatması dolayısıyla güzel bir kitap.
 
Diskdünya'nın Ölüm alt serisinin geriye kalan kitaplarını da bitirdim.


Zaman Hırsızı

Serinin şu ana kadarki en az Ölüm içeren kitabı, Ölümden ziyade Susan serisi demek yerinde olur. Ancak aynı zamanda serinin en sevdiğim ikinci kitabı oldu. İşinin ehli, zeki, mantıklı ve işin absürtlüğüne rağmen ona tutunabilen bir karakter Susan. Üç kitap boyunca doğa üstü yetenekleri yüzünden tam bir şekilde insan olamayışını, bununla olan mücadelesini ve gelişimini görüyoruz. Son üç kitap içinde en ilgi çekici ve en fazla gelişim gösteren Susan bence bu kitapta yer alıyor. Onun yanı sıra Tarih Keşişleri gibi ilginç bir kurum ve zaman gibi bir ilginç konsept üzerinden ilerliyor. Ortaya zekice, komik, eğlenceli ve Pratchett'in inceliklerine sahip bir kitap ortaya çıkıyor.

Domuz Baba

Die Hard nasıl bazıları için "Noel Filmi" ise Diskdünya evreni için de Domuz Baba sanırım "Noel Kitabı" oluyor. Zaman Hırsızı'na göre çok daha fazla Ölüm ve onun garip hallerini içeriyor, ancak yine Susan odaklı bir kitap. Buradaki Susan, Zaman Hırsızın'dakinden daha genç ancak oradaki gibi karakteri belli kalıplara oturmuş ve ilgi çekiciliğe sahip birisi. Hikayenin kendisi zevkli ama yer yer kafa karıştırıcı olabiliyor. Ruh Müziği'nin aksine "çok iyi diyebileceğim" şekilde, benim için Mort ile Ruh Müziği arasında yer edindi.
 
Diskdünya'nın Ölüm alt serisini bitirdikten sonra Cadılar alt serisine geçiş yaptım.

Eşit Haklar

Cadılar serisinin ilk kitabı, Pratchett'in Diskdünya serisi için yazdığı üçüncü kitap, yani Ölüm ve Bekçi serisinden önce yaratılmış. Mort için, Pratchett'in erken kitaplarındaki farklılık görülebiliyor demiştim, stilistik olarak farkın görülmesi burada da var. Diskdünya'nın kendisi daha o kadar gelişmiş değil, kitabın kendisi de yapı olarak daha basit ve daha genç bir kitleye hitap ediyor. Ancak Mort'a oranla daha çok beğendim. Erkeklerin büyücü, kadınların ise cadı olabildiği, aksinin imkansız olduğu bir dünyada; kaderinde büyücü olmak yazılan ve büyücü olmak isteyen bir küçük kızın hikayesinin basit bir hoşluğu var. Alegori olarak besbelli ama iyi işlenmiş ve gençleri hem eğlendirip hem de onlara bir şey katacak bir eser.

Ucube Kocakarılar

İlk kitap küçük bir kızın ve ona yardım eden bir cadının üzerinden ilerliyorken, ikinci kitap o cadı ve diğer iki cadı arkadaşının üzerinden ilerliyor. Odak noktası olarak kendine tiyatro sanatını, özellikle Shakespeare oyunlarını seçiyor; Ruh Müziği'nin mizahını müzikten çektiği gibi Ucube Kocakarılar da mizahını tiyatro göndermelerinden çekiyor ama üstüne hikayedeki bir çok noktada ona gönderme yapar veya onunla oynar şekilde. Kitapta Pratchett tarafından iyi kurulmuş ve tatmin bir şekilde sonuçlanan bir çok hikaye ipliği var ancak sanırım Diskdünya'ya göre nispeten erken bir kitap olmasının getirdiği bazı sorgulanabilir lore kararları da var. Aşağı yukarı ilk kitap ile benzer sevdiğimi söyleyebilirim.
 
Ben, Kirke
(İthaki Yayınları)
Çok uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı aslında. Yakın bir zamanda okuyabildim.

Herhangi bir eser tüketeceksem kapağı, ismi vb. gibi şeylere dikkat ederim. Konusunu okumam. Aldığım zevki öldürdüğünü düşünürüm çünkü. O yüzden bu kitaba da kapağından ve isminden edindiğim bilgiyle -hemen hemen hiç- başladım.

Kitap için mitolojik karakterlerin zaten var olan hikayelerinin düzgün bir zemine oturtulmaya çalışıldığı, detayı bol ve daha derin bir öykü diyebiliriz. Ana karakterimiz Kirke, Yüce Titan Helios'un özbeöz kızı oluyor. Fakat anasından mütevellit güçsüz bir tanrı. Kitapta bu güçsüzlük aynı zamanda kadın olmanın verdiği güçsüzlükle harmanlanıyor, anlamlandırılıyor.

Hikâye daha çok Kirke'nin günbegün olgunlaşmasından, bir kadının bağımsızlığını kazanmasından bahsediyor. İşleyiş güzel, kitap da akıcı. Mitolojik bir zemine ve karakterlere sahip olması daha da ilgi çekici kılıyor kitabı.

Fakat ben hikâye akışını o kadar da beğenmedim. Bazı şeyler fazla zorlama niyeyse. Finale doğru anlamlandıramadığım bir terse dönüş var. Büyük tutarsızlıklarla karşılaştım.​

Puanım: 7/10

Bir Delinin Hatıra Defteri

(Dokuz Yayınları)
Gogol'un en bilinen eserlerinden biri aslında. Daha önce Rus edebiyatının kurucu unsurlarından biri olan Gogol'un hiçbir kitabını okumamıştım. Başlangıcı bu kitapla yaptım.

127 sayfa olan bu eser içinde üç farklı hikâye içeriyor. İlki ve asıl önemlisi; bir memurun, amirinin kızına olan hayranlığıyla birlikte yavaş delirişini işliyor. Bu ilk hikâye, Rus halkının belli bir kesimine giydirme aslında. Gayet de başarılı.

Diğer iki hikâye ise aynı tabanı kullanarak insanlara öğüt verme üzerine yazılı. İki hikâye de bir ressam ve o ressamın yaşadığı olaylar üzerinden insana, insanlığa bir mesaj mahiyetinde.

Şahsen ben beğendim. Fakat tarz itibariyle çok eski. Bir de Dostoyevski ve Tolstoy kalitesini alamadım. Belki tek bir eseriyle anlayamam. Üç kitabı daha var elimde. Okudukça güncelleme yaparım.​

Puanım: 6/10
 
Stefan Zweig - Korku

1 sene sonra ilk defa bir kitap bitirdim. Aslında okumayı planlamıyordum ancak bir arkadaş beraber okuyalım deyince kırmak istemedim.

Bir oturuşta bitirebileceğiniz, mükemmel psikanaliz ve betimlemelere sahip enfes bir kitap. Bu yazardan daha önce yine birinin tavsiyesiyle Bilinmeyen Bir Kadının Mektubunu okumuştum. Orada betimlediği şey platonik aşk iken, burada korku hissini muhteşem anlatmış.

Hikaye, Viyana Burjuvazisinin önemli bir parçası olan ve hayatı boyunca hiçbir zorluk yaşamamış Irene isimli kadının monoton hayatından sıkılıp yeni bir heyecan arama girişimiyle başlıyor. Zengin bir avukat olan kocasını saçma sapan bir herifle aldatmaya başlıyor kadın sırf heyecan olsun diye.

O kadar doğru ve birebir betimlemeler var ki hayran kaldım gerçekten. Bir his, bir duygu anca bu kadar çarpıcı anlatılabilirdi.

-korku cezadan çok daha beterdir çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar kötü değildir.
-zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan?

'-tüm yeryüzünü ölü ve boşalmış hissediyordu, sadece kendi donup kalmış bedeninin içinde yüreği göğsünü çatlatacak gibi atıyor ve her atış canını acıtıyordu.



Pişmanlık, utanç, korku ve huzurlu günlerine bir daha asla dönemeyeceğini bildiğin acı. Kadınların macera arayışı.

İyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu. Bir sonraki sefere artık ne zaman bir kitap bitirebilirim bilmiyorum. Anayurt Oteli'ni almayı planlıyorum birkaç güne sırada o var galiba. Bitirirsem eğer onu da yazarım.

9/10.
 
Yerdeniz Serisi

Açıkcası spoiler olmaması adına detaya girmeyeceğim. Özetle; çocuklarıma zorla okutacağım eserlerde başı çekenlerden biri oldu.
 
Geri
Üst