Kahraman Baykuş - Kanatlanan Kültür

Ateşin İradesi

Flyjin

Kahraman Baykuş
Üstat Kullanıcı
Hikayem hepimizin aklına gelen bazı güç ve olayları kaleme dökmek istememle başladı. Aslında bayağı bir önce başladım 3 sene falan ama sadece 1 sene yazdım sonra bıraktım. https://www.wattpad.com/myworks/45639644-will-of-fire-efsaneler-ligi buradan okumak isteyenler için yaklaşık 50 bölüm var. Burada bölüm bölüm paylaşacağım okunur, sevilir ve tavsiyeler gelirse hikayenin devamını da yazarım. İleride en kötü ihtimalle kendi paramla kitap olarak çıkartmayı düşünüyorum. Hikaye şimdilik 2 parttan oluşuyor. Birincisi Efsaneler Ligi 50 bölümden oluşuyor, ikincisi şuan yazmakta olduğum 4. Kıta.

Umarım keyif alırsınız ve beğenirsiniz. Bazı konularda hikayeyi güncelleyebilirim, 3 senede bazı şeyler değişebilir. Misal ilk başlarda yazım hataları çok fazla, hala var tabii de o zamanlar dil bilgim 0 falandı herhalde.
 
İlk 5 Bölüm

1. Bölüm - Başlangıç
Okuldan çıkıp, evine doğru yürüyen çocuk sokak aralarından birisinde, bir grup çocuğun bir çocuğu sıkıştırdığını fark etti, neler döndüğünü anlamak için sokağa doğru yöneldi. "Sana cebindeki paraları vermeni söyledin, okula daha yeni geldin bense son sınıftayım." Diyerek 1. Sınıfa giden çocuğu tehdit ediyordu, iri cüsseli son sınıf öğrencisi. Duvara dayanıp bir süre dinlemeye karar verdi olaya hemen müdahale etmedi. "Veremem, bu benim son param. Bunu size veremem, bu benim okul aidatım." Diyebildi, ince, kısa boylu çocuk diğerlerinden yaşça küçüktü ve aralarında çok küçük kalıyordu. Ürkek bir tavrı vardı, gözlüğünü düzeltti ve yutkundu, etraftan birilerinin gelip ona yardım etmesi için dua ediyordu. "Ailenden yeniden para iste, bu artık benim param son kez istiyorum, gene vermezsen seni bir güzel benzetirim." Cüsse olarak diğer arkadaşlarından ve önünü kestikleri çocuktan üstündü, biraz sakalı, düz, biçimsiz siyah saçları vardı. Yumruk atacak gibi, ellerini kütürdetmeye başladığında, çocuk iyice korkmaya başladı ve geriye çekilmeye başladı.


Tartışmayı sakince dinleyen, uzun bacaklı,ela gözlü, buğday tenli çocuk duruşunu bozdu ve grubun olduğu yere doğru yürümeye başladı, çıkan hafif rüzgarın etkisiyle, uçuşan gümüş rengi dalgalı saçlarını düzeltti. "G-gerçekten, ailemin durumu yok, bu parayı kaybedersem yenisini asla veremezler, okula başladığımdan beri çok masraf yaptılar zaten." Cümlesi bittikten sonra, iri çocuk ona doğru yöneldi, yumruk atmak için elini kaldırdı ancak elini az önce gelen çocuk sıkıca tuttu. "Onu duydun, ailesinin durumu yok. Bu çocuktan haraç almana izin vermem." Elini tutmayı hala bırakmamış ve sertçe elini tuttuğu çocuğa bakıyordu. "Hey, bu seni ilgilendirmez, hemen git buradan yoksa seninde paranı alırım, son sınıf olman bunu değiştirmez." Pis tavrına hala devam ediyordu. Elini çekmeye yeltendi ancak elini tutan çocuk elini bırakmadı, sağ ayağını bir adım öne attı, vücudunu hafif eğerek, sol ayağının arkasıyla yüzüne sert bir tekme attı. Attığı tekmenin etkisiyle, ön dişlerinden ikisi kırıldı ve ağzından kanlar döküldü.


"Gidin, yoksa kemiklerinizi kırarım, 6 ay pipetle beslerler sizi." Şimdiye dek kimseden dayak yediğini görmedikleri, o iri arkadaşlarını tek bir tekmede alt eden bu çocuktan öylesine korkmuşlardı ki, arkadaşlarını orada bırakıp gittiler. Biraz sonra kendine gelen çocuk, kırılan dişlerini alıp hızla oradan kaçtı. "Çok teşekkür ederim, bu para benim için çok önemli, ailem zaten zar-zor veriyor bu parayı." Minnetini göstermek için, eğildi ve tekrar teşekkür etti. "Önemli değil. Ama kendini korumayı öğrenmen gerek her zaman birilerinin çıkıp seni kurtarması mümkün olmaz." Dedi çocuk, ince zayıf olan çocuk karşılık olarak tamam dercesine başını salladı çocuk, ardından kendini tanıtarak ismini sordu, onu kurtaran bu kişiye. "İsmim, Kuroyi Kawazaki." Dedikten sonra sokaktan çıktı.


Elleri cebinde, dolaşırken geçtiği dükkanları, sokakta yürüyen insanları izliyordu. Karnının acıktığını hissedip, bir dükkana girdi. İtmeli kapıyı açtıktan sonra, ahşap, eski Japon dükkanlarına benzeyen bu dükkandan içeri girdi. Bir tabak pirinç'in yanına, dilimlenmiş geyik eti ve bir bardak vişne suyu söyledi. Siparişi verdiği adam onu yakından tanıyordu, Kawazaki sürekli buradan yemek yiyordu, hep yediği 4 çeşit yemek vardı ancak yanına her zaman vişne suyu söylerdi, sadece sucuklu sandviçinin yanına tuzlu ayran söylerdi. Yemeğini hazır ettikten sonra "Söyle bakalım, Kawazaki bugün nasıl geçti." Dedi. Yemeği getirdiği için yaşlı adama teşekkür etti, vişne suyundan bir yudum aldıktan sonra, "Her zamanki gibi, neyse ki okulum bu ay bitiyor okulumu bitirdikten sonra "oraya" gideceğim ve hayalimi gerçekleştireceğim." Dedi o şeyden coşku ile bahsediyordu. Belli ki onu gerçekten de istiyordu. "Peki takım toplayacak mısın ?" Etrafı toplayan adam Kawazakinin karşısında oturuyordu. "Evet, hayalimi tek başıma gerçekleştiremem. Ama takımı toplamam şart değil." Bir süre daha bu konuda konuştuktan sonra, Kawazaki hesabı ödedi ve yemek için teşekkür edip bardan çıktı. "Soydur çeker, boktur kokar derler. Ama bu çocuğun hayalleri babasınınkinden farklı."


Hava kararmıştı, Kawazaki parkın yeşilliklerinde, ellerini başına yastık yapıp gök yüzünü seyrediyordu. Bir süre bu şekilde gök yüzünü inceledikten sonra saatin geç olduğunu fark etti ve evin yolunu tuttu. Eve yaklaşmışken babası karşısına çıktı, Hafif göbekli, gür saçlı bir adamdı babası. Kawazaki babasını görünce biraz şaşırdı. "Bu saate kadar sokaklarda mı dolaşıyorsun ? Okulun bu ay bitiyor ve Üniversiteye gideceksin." Dedi babası öfkeliydi biraz. "Evde seni bekleyen biri olmayınca, erken gelmenin de bir anlamı olmuyor. Her zaman iş için şehir dışına çıkıyorsun, eve geç geliyorum diye bana hesap sorman tuhaf." Kawazaki babasıyla çok iyi geçinemiyordu, annesi o küçükken ölmüştü babasıysa, şirketin pazarlama müdürü olduğundan sürekli şehir dışına çıkıyordu, bu ilgisizlik onu aksi yapabiliyordu. "Ayrıca, Üniversiteye falan gitmiyorum. Okul bittikten sonra ne yapacağımı biliyorsun." Ellerini cebine soktu ve hemen ilerideki eve doğru yöneldi. "Şu mevzuyu sürekli açma, sen Üniversiteye gitmelisin." Babası, oğlunun hayalini pek desteklemiyordu, kendisi gibi Üniversite okumasını istiyordu.

"Oğlum bana pek benzemedi ama, torunum Kawazaki benimle aynı hayali paylaşıyor umarım benden daha başarılı olur." Bunu söyleyen beyaz saçlı, gözlüklü adam Kawazaki'nin dedesiydi. "Haklısın, oğlunun aksine sana benziyor." Dedi karşısında oturan, zayıf arkadaşı. "Buradan ayrılmaya karar verdiğinde ona bazı şeyleri anlatacağım. Hayali var evet, ama dışarıdaki dünya hakkında biraz bilgi sahibi olmalı." Yaşlı adam, sözlerinden sonra elindeki sakeyi masaya koydu ve evine gitmek için bardan çıktı.


İki uzun paltolu, kapüşonlu adam kasabanın girişindeydi. "Do-vil kasabası, sonunda. Burası değil mi? Hani şu çocuğun kasabası." Yanındaki uzun arkadaşına bakarak, bunları söyledi diğer adam. "Evet burası. Kuroyi Kawazaki, söylenenler doğruysa Yazawaki'nin torunu." Konuşması bittikten sonra, kasabadan içeri girdi. "Umarım söylenildiği gibisindir, Kawazaki. Umarım buraya kadar zahmet etmeme değersin."

2. Bölüm - Okul Bitiyor
Kalemini kağıdın üstüne bırakan genç derin bir oh çekti. "Son sınavda bitti, hafta sonu gelsede okul bir an önce bitse." Diye iç geçirdi. Öğretmeninin sınavı bitirmesiyle kalemini alıp sınıftan dışarı çıktı.



"Neredeyse 1 aydır buradayız. Kawazaki hakkında ne düşünüyorsun." Dedi adam, konuştuğu kişi kapüşonunu düzeltti ve çayından bir yudum aldı. "Gayet iyi, dövüş becerileri hoşuma gitti ondan başlamak hiç de kötü bir seçim değilmiş anlaşılan." Hemen sonra gelen çorbasını hızlı hızlı kaşıkladı. "Hadi, vakti geldi. Okulundan çıkmıştır şimdiye." İkili sandalyelerinden kalktı ve Kawazaki'nin eve dönerken kullandığı yola doğru yürümeye başladılar.



Kawazaki her zaman yürüdüğü yerde, elleri cebinde yürürken bir tuhaflık sezip durdu. "Sanki... Birisi var." Diye iç geçirdikten ellerini tekrar cebine koyup yürümeye devam etti. "Bir tuhaflık sezdiğinde, öylece boş verme Kawazaki." Arkasına dönüp baktığında, 4 kişinin önünde duran birisini gördü. geçen ay dövdüğü şişmandı bu. "Ne oldu, bu sefer arkadaşlarınla mı dayak yemek istiyorsun." Diye alay etti Kawazaki yolunu kesenlerle. Bu alaycı tavır karşısında sinirlerine hakim olamayan çocuk, dudaklarını ısırıp yumruğunu sıkmaya başladı. "Lanet herif, bu kez ben seni döveceğim." Diye bağırdı tükürükler saçarak. Arkadaşlarına işaret ederek Kawazaki'nin üstüne yürümeye başladılar. Kawazaki üstüne gelen gruba doğru hızla koşarak üzerine gelen ilk rakibinin üstüne doğru zıplayarak, suratına sert bir tekme attı. Hemen önüne gelen diğer rakibine çelme takıp, sol elinin üstüne yüklenerek ayak topuğuyla vurduğu rakibinin ağzından kan getirdi. "3 kişi kaldı" Diye içinden geçirerek zıplayıp, dizini bükerek, mavi saçlı çocuğun suratına diz atıp, kollarını boynunun arasına sıkıştırarak suratını yere vurdu. Kawazaki geriye doğru bir hamle atınca kendisine vurmak isteyen rakibi sertçe duvara tosladı. "Geriye bir tek sen kaldın, beni döveceğini söylemiştin değil mi?" Üstüne doğru hamle yaptığı anda çocuğun çoktan kaçtığını fark etti. "Geri Zekalılar." Diye mırıldandıktan sonra yürümeye devam etti.


...


"Gerçekten de güçlü, öfkesini ne zaman dizginleyeceğini biliyor. Onu grubumuza dahil etmekte bir sakınca yok gibi." Dedi Uzun boylu paltolu adam ağacın tepesinde tek ayağını üst dala atmış bir şekilde, yanındaki arkadaşına bunları söyledi. "Senin aksine desene. Yaklaşık 1 Aydır buradayız zaten güçlü olduğunu biliyoruz ama buradaki rakipleri süprüntü kendisini geliştiremez." Çimlerde oturup sırtını ağaca yaslayan diğer adam da Kawazaki'nin yeteneğinin farkındaydı.



"Süprüntüydüler evet ama bu çocuğun tekniği harika. Dövüş Stilli bir arkadaş şart zaten." Dedi "Umarım teklifimizi olumlu karşılar." Diye ekledi heyecanlı ses tonuyla. "Demek heyecanlandın, çocuğun hayali zaten bu. Reddedeceğini sanmam." Kendinden emindi bu adam. "Umarım dediğin gibi olur, fazlaca vaktimiz yok. Grubu toparlayıp maceralara başlamalıyız." Grubun lideri niteliğindeki kişinin gözleri parlıyordu. "Hadi, Yawazaki-amca'nın yanına gidelim." Diye eklemesi, yanındakini şaşırtmıştı. "Torunundan bahsediyoruz, ona haber vermeliyiz." Demesiyle arkadaşı dikeldi, ağaçtan sıçrayarak atladıktan sonra, Kawazaki'nin dedesine doğru sakin adımlarla yürümeye başladılar. Kawazaki'nin dedesini yüz yüze tanımıyorlardı ancak 1 aydır burada olmanın avantajıyla iyi bir gözlem yapma şansları olmuştu.


...


Evde önceki akşamdan kalan çorbasını içtikten sonra, televizyonunu açtıktan sonra yatağına doğru uzandı. Yapacakları hakkında düşünmeye başladı, bir takımı olacaktı ve yaratıkları olacaktı nihayetinde'de Efsaneler Ligini kazanacaklardı. Bu hayali için ilk adımı sadece bir kaç sonra atacaktı. Bütün bunları düşünürken uyuyakalmıştı, bir iki saat sonra uyanıp dedesinin evine doğru gitti.



"Torunun gerçekten yetenekli, seni bile geçebilir. Yawazaki-Amca." Kapüşonunu çıkartan gencin, renkli gözler, kısa sık sarı saçları, hafif kirli sakalları dikkat çekiyordu. Yaşlı Yawazaki, kahkaha patlatarak, "Demek torunumu takımına almak için benden izin istiyorsun he, Spike. Babanı andırıyorsun, sadece görünümün değil tavırların ve ön görü yeteneğinle'de Shizuko'ya benziyorsun." Yüzünde bir tebessüm vardı, iç çekerek ekledi "Zaten hayaliydi, onu ikna etmen için sana yardım ederim, Lige katılmak için can atıyor zaten, güvenilir birisinin takımında olması beni memnun eder." Diğer koltukta oturan adam konuşmaya başladı, dış görünüş olarak diğer adama fazlasıyla benziyordu. Renkli gözlü, uzun sarı saçlıydı fizik olarak diğerine göre, biraz daha kısa ve güçsüz görünüyordu. "Onu ikna etmen, onun içinde grubumuz içinde, harika olur. Yawazaki-Amca."



Bu sırada kapıdan içeriye Kawazaki girdi. "Dede, kim bunlar ?" Dedesinin evinde sürekli misafir olurdu fakat bu misafirler genellikle aynı yüzler olurdu, bir kaç arkadaşı yada dedesinden hikayeler dinlemek isteyen bir kaç kişi fakat bunları tanımıyordu. Söze uzun boylu adam ayağa kalkarak girdi, "Ben Kusagami Spike." Yüzünde güvenilir bir ifade vardı. "Ben de Kusagami Nagako." Kendini tanıttıktan sonra, birbirine geçirdiği parmaklarını çözüp ayağa kalktı. Kawazaki dedesine doğru yöneldi "Normal misafirlere benzemiyorlar dede. Buraya gelmek için bir amaçları olmalı." "Evet, Kawazaki seninde memnun olabileceğin bir amaçla geldiler. Tekliflerini dinlemeni istiyorum, kabul etmen senin için iyi olacak. Bu ikisi kardeş, babaları çok başarılı bir savaşçıydı. Fakat ne kadar güçlüyse de çocuklarının yanında durup onlarla ilgilenen gerçek bir baba değildi o. Ona her şey diyebilirim ama bir baba diyemem, oğulları için bile hayallerinden vazgeçmedi. Genede bu kimilerine göre takdir edilecek bir davranış. Ligi kazandığımızda takımımın kaptanı babaları Shizuko idi. Sen kabul edersen takımlarına katılır ve Lig için hazırlanırsınız. İkisi'de kılıç kullanıcısı." Kawazaki dedesinin sözlerinden sonra ikiliye bir süre göz gezdirdi. Katılacak olursa, Ligi kazanıp kendilerini ispatlaya bilirler miydi acaba. "Kabul edersen, sana bu dünya hakkında bir kaç şey anlatacağım."



Dedesi Ligi kazandıktan sonra, ailesini yalnız bırakamamak istediği için macerasının başlayacağı zaman kasabasına dönmüştü. Ancak gerçek macereya başlamadığı halde bir çok kişi tarafından kabul gören biriydi, dış dünya hakkında bilgisi iyiydi ancak bir türlü anlatmıyordu. En azından kasabadan ayrılacağı zamana kadar anlatmayacaktı. Dedesi tarafından onay almış bu iki kişinin takıma katılmak için çok düşünmedi ve tekliflerini kabul etti. "Pekala, bende Kuroyi Kawazaki. Dedemin onayını aldığınıza göre güçlü olmalısınız. Grubunuza katılmaktan onur duyarım." Spike harika diye bağırdı. Yawazaki oturmalarını işaret ettikten sonra. "Anlatmaya başlıyorum."
3. Bölüm - Kısa Tanıtım
Kawazaki meraklı gözlerini dikmiş dedesinin anlatacaklarını bekliyordu. "Tip kullanıcılarından başlıyorum ; 4 Tip Kullanıcısı vardır. 1. Tip, Kılıç Ustalarıdır, genellikle normal katana kullanılsa'da asıl güçlü kişiler, özel katanalar kullanırlar Spike'ın Karakizi ve Süikeshi'si ve Nagako'nun Ronchiru'su gibi ve efsanevi kılıçların kullanıcıları var bunları kendinizin görmenizi istiyorum. Kılıç kullanıcıları yetenekli doğabilir veya yetenekli olmasalarda çalışarak gelişebilirler. 2. Tür Dövüş Türleri, bunu kendinden biliyorsun zaten, yeteneklerini çalışarak geliştirebilirler yetenekli olmaları şart değil, çalışarak kendine yeni saldırılar ve teknikler bulabilirsin. Sana tavsiyem dövüş stilin ve saldırıların kendi tarzında olsun bilindik saldırılar pek işe yaramaz. 3. Tür Sezgi Tipleri, doğuştan bir yeteneğin yoksa hiç bir zaman sezgisel tip olamazsın. Takımın analiz ustaları olurlar, takımın dövüşmeyen tek üyeleridir. Ancak rakibin güç sıralamasını'da aura çeşitlerini'de eğer yetenekli ve tecrübeliyse saniyeler içinde hissedebilir. 4. Tür Mühür Tipleri, bu tip içinde doğuştan yetenek gerekir. Birazdan anlatacağım yaratıkları, bu üyeler sayesinde çağırabilirsin, bunun dışında bir çok mühür kullanarak rakibi engelleyebilir yada kontrol bile edebilir, gerçi bunu başaran pek kişi olmadı. Bunlar tipler hakkında kısa bilgilerdir, hepsini anlatmayacağım kendin tecrübe etmelisin." Yawazaki anlatmayı bitirdiğinde, Kawazaki hala meraklı gözlerle dedesini izliyordu. "Peki yaratıklar, dede. Onları da anlat." Diye lafa girdi ve daha fazla beklemek istemediğini gösterdi.

"Yaratıklar ; Dediğim gibi Mühür kullanıcıları, aracılığıyla çağırılırlar. Her kişinin kendisine özel yaratığı vardır, ancak kimse kendi yaratığını seçemez, yaratık kişiyi seçer bu insanların auralarını sezmeleri ile ilgili bir konu. Çok nadirde olsa bazı kişiler 1'den fazla yaratığa sahiptir. Hayvanın gücünden ziyade, seninle uyumu daha önemlidir. Çok güçlü bir yaratıkla uyum sağlayamadıktan sonra pek bir önemi kalmaz. Çünkü Efsaneler Liginde, eleme turlarından sonra yaratıklarla birlikte dövüşeceksiniz. Efsanevi Yaratıklarsa sadece seçilmiş kişilerle uyum sağlar günümüzde sadece 1 kişi efsanevi yaratığa sahip, toplam 7 Efsanevi Yaratık vardır, bunların 4'ü iyiliği temsil eden 4 Yapraklı Yonca olarak anılır. Diğer 3'ü ise kötülüğü temsil eder ve şeytani üçlü olarak anılırlar." Yaşlı adam bir süre es verdikten sonra konuşmasına devam etti.

"Son olarak, Efsaneler Ligi. Bildiğin gibi asıl maceraya katılmanın yolu bu Lig'den geçer. Sadece kazananlar değil başarılı olanlarda maceralara katılırlar. Ancak asıl maceraya katılmak için başarılı olmak şart değil, bu Lige hiç katılmayanlar veya başarısız olanlarda asıl maceraya atılırlar fakat bunlar süprüntüdür. Lig adını, kazanan grupların zamanla efsaneye dönüşmesinden alır. Eskiden benimde dahil olduğum grubumuzda olduğu gibi. Bu Ligde başarı elde eden veya dikkat çeken çaylaklar, genellikle isimlerini daha sonrada duyurabilir... Benim sana anlatacaklarım bu kadar, Kawazaki gerisini kendin yaşamalısın." Yaşlı adam yerinden kalkıp, torununun omzuna dokundu ve güvenilir bir ifade ile torununa bir süre baktı.

"Pekala, kararımı verdim sizinle kesinlikle grup olacağım, heyecandan titrememe engel olamıyorum. Bu haftanın sonunu artık daha zor getireceğim." Genç adam heyecanla evden fırladı. Spike birden ayağa kalktığında belinde kılıfında duran kılıçları çapraz şekilde duruyordu, müsade isteyip o da evden çıktı. Nagako'nun uzun kılıcı ise paltosunun altından pek belli olmuyordu fakat o katana Nagako'ya güven veriyordu.
4. Bölüm - Yeni Arkadaşlara Yolculuk
Kawazaki'nin okulunu bitirip, dedesiyle vedalaşmasının üstünden 2 hafta geçmişti.
"Tam 2 hafta oldu, senin takıma katılıp birlikte yolculuk etmeye başlayalı. Ama çözemediğim bir durum var, babana neden bir şey söylemedin'de gittiğini dedenden duymasını istedin." Bu merakın sahibi Nagako idi.
"Babam benim maceralara katılmamı istemedi hiç, ona kalsa Üniversiteyi bitirip, kendisi gibi masa başı işi bulurdum. Onunla yüz yüze konuşsaydım gitmeme müsaade etmezdi. Sebep bu." Genç adam kapüşonunu taktı ve istifini bozmadan aynı şekilde yürümeye devam etti. Gruba katılmasıyla, Spike ve Nagako ile aynı paltoyu giyiyordu.

Batı boyundan çıktıktan sonra, Kuzeye doğru hareket edip Kuzeydoğu sınırına dayanmışlardı, vardıkları yerin iklim şartları Batı Boyundan, daha soğuk ve sertti.
"Sonunda, yaklaştık bu seferki hedefimiz "Miwa Yurihe" kasabasının adı Yasatsume. Adını soğuk ikliminden ve neredeyse her tepelikte bulunan kır çiçeklerinden alıyor." Spike eliyle dostlarına hızlanmaları için işaret yaptı ve üçlü adımlarını hızlandırdılar ve bir süre sonra, kasabanın olduğu bölgeye vardılar.
"Harika, kasaba bu tepeden gerçekten çok iyi görünüyor." Sesindeki heyecanlı ton çok belliydi, Kawazaki kendi kasabasının dışında ilk kez bir kasaba görüyordu ve tüm kasabayı tepeden görüyordu. Tepeden aşağı doğru indiklerinde, kasabanın girişinde biraz duraksayıp, kalacak yerlerini ve yemek yiyecekleri yerleri belirlediler.


"Buranın, yemekleri güzelmiş. Kaldığımız süre boyunca buradan yememizde bir sakınca olmaz herhalde." Spike'ın cümlesini, Nagako ve Kawazaki'de başlarını sallayarak onayladılar. Biraz sonra gelen garsona, Spike 2 porsiyon böreğin yanına duble çay, Kawazaki uzun süredir yemediği Unagi'nin yanına kola, Nagako sardalya'nın yanına kola söylediler. 15 dk sonra gelen siparişleri uzun yolun etkisiyle iştahla yemeğe başladılar.

.......
1.60 boylarında, şirin yüzlü, mini şortlu, uzun çoraplı, askılı bluzlu bir kız evinden çıkmış yemek yiyecek bir yer bakınıyordu. Sarı saçlarını kulağının arkasına atarak "Annem ve babam dışarı çıkacakları zaman, yemek bırakıp gitmeliler." Diye iç geçirdi. Tekrar iç çekip sinirli bir şekilde "En azından, yemek yapabilmem için bir şeyler olsaydı evde. Alış veriş yapana kadar, şurada bir şey yersem açlıktan ölmemiş olurum." Yakındı. Bu sırada yanına bir çocuk geldi orta boylu siyah saçlıydı, laf atıp pis pis sırıttı. Kız hafif bir tebessüm ile sadece çocuğa avucunun içiyle dokundu ardından bozmadan hemen çaprazındaki restorana girdi. Çocuk hareket etmeye çalışıyordu.
"Ne oldu, kıpırdayamıyorum. Ne yaptın bana." Diye kızın arkasından seslense'de, kız dönüp cevap vermedi. Bir süre hareket etmek için debelenen çocuk zorda olsa çözüldü ve birden yere yığıldı.

........
"Az önce ne oldu öyle." Çıktıkları restoranın hemen önünde olayları, gören üçlüden Nagako bu soruyu dışa vuran ilk kişi olmuştu.
Sorusunu ağabeyi Spike cevapladı.
"Aradığımız kişiyi bulduk olan bu."

Genç kız restorana girdiğinde bir çok kişinin gözleri üstündeydi. Bakışları hiç aldırmadan masasına oturdu ve salatasını isteyip, bitirdikten hemen sonra restoranı terk etti. Bu kadar göz önünde olması ve sürekli bakışlara maruz kalmasının sebebi, güzel olmasıydı. Sarı saçlarına ve deniz mavisi gözlerine bakanlar gözlerini alamazdı ondan. Uzun bacakları ve ince beli mankenleri andırıyordu. Ancak bu genç kız bakışların hiç birini, hiç bir zaman aldırmamıştı. Ne yaşıtları nede ondan büyükler, 19 yaşındaydı ancak bugüne kadar hiç kimseden hoşlanmamıştı.

"Demek evi burasıymış, umarım onu ikna edebiliriz, babamın verdiği listeye göre mühür uzmanımız o olacak." Spike kendinden emin bir şekilde konuşuyordu, sadece yeteneğinden değil güzelliğinden de etkilenmişti.
"Peki onu takıma nasıl dahil edeceğiz, Kawazaki'nin dedesini tanıyorduk ve kasabasında bu şeyle ilgilenen dövüşçü insanlar vardı. Bu kasaba dış dünyaya tamamen yabancı. Burada hiç kimse dövüşçü, kılıç ustası veya herhangi bir şey değil." Nagako haklıydı, kasabada dış dünyaya Efsaneler Ligine veya maceralara ait hiç bir şey ve kişi yoktu.
"Katılıyorum, dış dünyaya hiç bulaşmak istemeyebilir veya bizi deli sanabilir." Kawazaki'de Nagako'ya katılıyordu.
"Saçmalamayın, dış dünya hakkında bir şey bilmeyen birisi o mührü yapamazdı." Spike eve arkasını döndü ve hızlı şekilde arkadaşlarıyla birlikte, kaldıkları motelin yolunu tuttular.

Perdeyi aralayıp camda gözüken Yurihe "Restorandan çıktığımdan beri beni takip ettiler." Diye mırıldandıktan sonra, kaldığı yerden kitabını okumaya devam etti.
5. Bölüm - Miwa Yurihe
"Burada kaldığımız süreyi çok uzatmayalım ağabey, çok soğuk bir yer burası. Özellikle bizim için." Üstünde palto ve battaniye ile bile soğuktan titremeden duramıyordu genç.
"Mızmızlanma işte, biraz inceleyelim daha sonra sorarız. Hem üstünde palto ve battaniye var, soba'da yanıyor. Sabret biraz, bir hafta içinde hallederiz." Elleri cebinde, koltuğa sırtını yaslamış, ayaklarını uzatmış sıkkın bir halde konuşuyordu.
"Ehh, canım sıkıldı, ben dışarı çıkıyorum. Kawazaki gelmek ister misin ?" Doğruldu ve uzandığı koltuktan ayağa kalktı.
"İyi olur, televizyonda da bir şey yok zaten, dolaşmak en iyisi." Televizyonu kapattı ve ayağa kalktı, paltosunu alıp kapıya yöneldi.
"Madem dışarı çıkacaksınız, bana'da bir şeyler getirin açlıktan ölmek istemiyorum." Kawazaki baş parmağıyla, olur şeklinde işaret yaptıktan sonra Spike ile birlikte dışarı çıktılar.

.......
"Boyum herkesten kısa, kız bile olsam burada herkes benden uzun." Genç kız anne ve babasına yakınmaktaydı.
"Bu kadar büyütülecek bir şey değil bu, Yurihe. Biliyorsun ben bu kasabadan değilim ve fiziki olarak burada bende farklı görünüyorum ama bu kadınlar için dezavantaj değil." Annesi kızını sakinleştirmeye çalışsa'da pek başarılı olamıyordu. Yurihe hala tepkili ve sinirliydi.
"Bunu fazla mesele yapma Yurihe. Senin yaşındayken benim boyum 1.75'ti şimdi 1.90 oldum. Bizim ailede asıl uzama ergenlikte değil, 19-20 yaşından sonra olur. Eminim 1 seneye kadar arkadaşlarına yetişirsin. Hem annene çekmen birazda iyi, buradaki kızların çoğu iri ve uzun Dış iklimden gelen annene benzemen daha iyi olabilir." Bu sözler Yurihe'yi biraz rahatlatsa'da, babasının kendi yaşında 1.75 olması pek inandırıcı değildi. Eline bir ceket alıp sessizce evden dışarı çıktı. Etrafta biraz dolandıktan sonra, gene onları görmüştü fakat bu sefer kafalarında kapüşon yoktu.
"Sarışın ? Ama buradaki sarışınlardan değil, benim gibi koyu tonlu bir sarışın. Yakışıklıymış ama." Spike'ı biraz inceledikten sonra, yoluna devam etti. Arkadaşlarını görünce yanlarına katıldı.

.......
Biraz dolandıktan sonra, yemeklerini de alıp, odalarının yolunu tuttular.
"Bizi izliyordu, fark ettin mi ?"
"Evet Spike, bizi 5-6 dk boyunca bizi izleyip durdu fark edilmeyecek biri de değil zaten. Buradaki diğer insanlara göre, çelimsiz biraz." Biraz Spike'ı inceledikten sonra ekledi.
"Hey, dikkat ettim'de koyu'da olsa sarışın ve renkli gözlüsün, boyunda uzun buralı olmadığına emin misin ?"
"Hayır, benim kasabam sıcak bir kasaba. Ama babamda sarışındı ve bizim kasabamızdan değildi. Onu pek fazla görmedim ve merak edip nereli olduğunu sormadım. Gördüğüm zamanlarda her zaman, Efsaneler Liginden konuşuruz. Son geldiğinde bana bir liste verdi ve bu listedeki insanları toplamamı söyledi, iyi bir savaşçı olduğundan sözünü dinledim. Listede sen ve Yurihe'den başka 2 isim daha var. Hepsini toplayabilirsek 6 kişi olacağız, yani 1 kişiyi'de kendimiz bulmak durumundayız. Konumuza dönecek olursak, belki babam soğuk iklimden geliyordur. Ama Nagako'da benimle aynı genlerden geliyor, babamız soğuk iklim insanı olsa böyle bir havada üşümezdi herhalde." Konuşurken odalarına iyice yaklaşmışlardı.
"Sen üşümüyorsun işte, illa babanın genlerini alacak diye bir kural yok, soğuğa dayanaklı olman babana benziyor diyelim, onunda soğuğa dayanıksız olması, annene benzeyebilir."
"Babamı bilmem, ama annem konusunda haklısın, daha Kasım ayında soba kurar." Bu konu üstünde konuşurken, odalarına varmışlardı bile.

"2 saattir yoksunuz, sizi beklerken masaları kemirecek kıvama geldim." İçeri girmeleriyle, ağabeyinin elindeki poşetlere dalması bir oldu.
"Bizimle gelseydin sende, hem konuşur, hem hava alır, hemde karnını doyururdun. Ama poşettekilerin hepsi senin değil." Masadaki poşetten, iki sandviç aldı ve birisini Kawazaki'ye uzattı.
"Sana iki tane yaptırdım, kıymetini bil."
Üçüde yemeklere yumulurken birazda amaçları doğrultusunda, toplayacakları takım konusunda konuştular. Az sonra kapı çaldı.

Kim olabilir diye birbirlerine bakarken, kapı ikinci kez çaldı. Spike ayağa kalktı ve kapıyı yavaşça açtı.
"Siz, niye beni izliyorsunuz. Buraya geldiğiniz ilk günden beri, neredeyse her gün beni izlediniz." İçeri giren, Yurihe idi. Ancak bu girişini kimse beklemiyordu ve şaşkınlığa yol açmıştı.
"Buraya geleli bir hafta oldu zaten, seni izlediğimizi nasıl fark ettin. Çok gizli bir şekilde izledik seni." Spike yakalandıklarına çok şaşırmış ve biraz utanmıştı.
"Gizli mi ? Karla kaplı bir kasabada, lacivert-siyah paltolarla dolaşan insanların fark edilmeme ihtimali var mı sizce." Kız içeri girmiş ve öfkesinin kalan kısmını, üçlüden çıkartıyordu.

"Demek öyle anladın ha, akıllıymışsın. Madem fark ettin bizde açıklarız. Biz bir grubuz ve amacımız Efsaneler Ligini kazanmak. Bu amaç doğrultusunda, grup topluyoruz." Kız, Efsaneler Ligini duyduktan sonra, bir süre şaşkınlık yaşadı.
"Efsaneler Ligi mi ? O'da ne ?" Söze Kawazaki girdi.
"Efsaneler Ligini bilmiyor musun ? Bu nasıl olur, oradaki çocuğa yaptığın mührü gördük." Kawazaki ise, kızın bir şey bilmediğine şaşırmıştı.
"Ne dedin anlamadım ama, o çocuğa yaptığımı fark etmenize şaşırdım. Bu yeteneğimi yeni fark ettim, daha doğrusu okuduğum fantastik kitaptaki, o tuhaf mühürlerin bazılarının gerçek olmasını yeni fark ettim. İnsanları geçici süreliğine felç etme falan filan. Ama şu yaratık çağırma kısmını anlayamadım. Ayrıca şu Efsaneler Ligi nedir ?" Kız bir şeyler anlatıyordu, ancak kılıçları gördüğü halde tuhaf bir şekilde üçlüden hiç çekinmiyordu.

"Bu kadar soğuk kanlı ve akıllısın madem, iyi anlatayım. Efsaneler Ligi, savaşçıların, dövüşçülerin, mühürcülerin ve sezgisellerin gruplar halinde, teke tek ve yaratıklarla dövüştüğü bir platformdur. Bizde bu lige katılabilmek için takım topluyoruz. Hedefimizde sen varsın, takımımıza katılman için buradayız. Bu arada adım Spike, Yurihe." Spike soğuk kanlı bir biçimde olanları Yuriheye anlatmıştı.
"Adımı'da mı biliyorsunuz ? Ayrıca saçma grubunuza katılacak değilim. Dövüşler ve ligle ilgilenmiyorum. Katılmıyorum." Kawazaki ve Nagako'da kendilerini tanıtıp söze girmek isteseler'de, Yurihe hızla oda'dan çıkıp gitti.
"Biraz ani oldu sanırım. Neyse onu sevdim, ayrıca hislerim bana grubumuzla ilgilendiğini ve katılacağını söylüyor." Spike'ın kendinden emin tavrı arkadaşlarının soru sormasını engellemiş ve bu konuda onunla aynı düşünmelerine sebep olmuştu.
 
Üst