Okuldan çıkıp, evine doğru yürüyen çocuk sokak aralarından birisinde, bir grup çocuğun bir çocuğu sıkıştırdığını fark etti, neler döndüğünü anlamak için sokağa doğru yöneldi. "Sana cebindeki paraları vermeni söyledin, okula daha yeni geldin bense son sınıftayım." Diyerek 1. Sınıfa giden çocuğu tehdit ediyordu, iri cüsseli son sınıf öğrencisi. Duvara dayanıp bir süre dinlemeye karar verdi olaya hemen müdahale etmedi. "Veremem, bu benim son param. Bunu size veremem, bu benim okul aidatım." Diyebildi, ince, kısa boylu çocuk diğerlerinden yaşça küçüktü ve aralarında çok küçük kalıyordu. Ürkek bir tavrı vardı, gözlüğünü düzeltti ve yutkundu, etraftan birilerinin gelip ona yardım etmesi için dua ediyordu. "Ailenden yeniden para iste, bu artık benim param son kez istiyorum, gene vermezsen seni bir güzel benzetirim." Cüsse olarak diğer arkadaşlarından ve önünü kestikleri çocuktan üstündü, biraz sakalı, düz, biçimsiz siyah saçları vardı. Yumruk atacak gibi, ellerini kütürdetmeye başladığında, çocuk iyice korkmaya başladı ve geriye çekilmeye başladı.
Tartışmayı sakince dinleyen, uzun bacaklı,ela gözlü, buğday tenli çocuk duruşunu bozdu ve grubun olduğu yere doğru yürümeye başladı, çıkan hafif rüzgarın etkisiyle, uçuşan gümüş rengi dalgalı saçlarını düzeltti. "G-gerçekten, ailemin durumu yok, bu parayı kaybedersem yenisini asla veremezler, okula başladığımdan beri çok masraf yaptılar zaten." Cümlesi bittikten sonra, iri çocuk ona doğru yöneldi, yumruk atmak için elini kaldırdı ancak elini az önce gelen çocuk sıkıca tuttu. "Onu duydun, ailesinin durumu yok. Bu çocuktan haraç almana izin vermem." Elini tutmayı hala bırakmamış ve sertçe elini tuttuğu çocuğa bakıyordu. "Hey, bu seni ilgilendirmez, hemen git buradan yoksa seninde paranı alırım, son sınıf olman bunu değiştirmez." Pis tavrına hala devam ediyordu. Elini çekmeye yeltendi ancak elini tutan çocuk elini bırakmadı, sağ ayağını bir adım öne attı, vücudunu hafif eğerek, sol ayağının arkasıyla yüzüne sert bir tekme attı. Attığı tekmenin etkisiyle, ön dişlerinden ikisi kırıldı ve ağzından kanlar döküldü.
"Gidin, yoksa kemiklerinizi kırarım, 6 ay pipetle beslerler sizi." Şimdiye dek kimseden dayak yediğini görmedikleri, o iri arkadaşlarını tek bir tekmede alt eden bu çocuktan öylesine korkmuşlardı ki, arkadaşlarını orada bırakıp gittiler. Biraz sonra kendine gelen çocuk, kırılan dişlerini alıp hızla oradan kaçtı. "Çok teşekkür ederim, bu para benim için çok önemli, ailem zaten zar-zor veriyor bu parayı." Minnetini göstermek için, eğildi ve tekrar teşekkür etti. "Önemli değil. Ama kendini korumayı öğrenmen gerek her zaman birilerinin çıkıp seni kurtarması mümkün olmaz." Dedi çocuk, ince zayıf olan çocuk karşılık olarak tamam dercesine başını salladı çocuk, ardından kendini tanıtarak ismini sordu, onu kurtaran bu kişiye. "İsmim, Kuroyi Kawazaki." Dedikten sonra sokaktan çıktı.
Elleri cebinde, dolaşırken geçtiği dükkanları, sokakta yürüyen insanları izliyordu. Karnının acıktığını hissedip, bir dükkana girdi. İtmeli kapıyı açtıktan sonra, ahşap, eski Japon dükkanlarına benzeyen bu dükkandan içeri girdi. Bir tabak pirinç'in yanına, dilimlenmiş geyik eti ve bir bardak vişne suyu söyledi. Siparişi verdiği adam onu yakından tanıyordu, Kawazaki sürekli buradan yemek yiyordu, hep yediği 4 çeşit yemek vardı ancak yanına her zaman vişne suyu söylerdi, sadece sucuklu sandviçinin yanına tuzlu ayran söylerdi. Yemeğini hazır ettikten sonra "Söyle bakalım, Kawazaki bugün nasıl geçti." Dedi. Yemeği getirdiği için yaşlı adama teşekkür etti, vişne suyundan bir yudum aldıktan sonra, "Her zamanki gibi, neyse ki okulum bu ay bitiyor okulumu bitirdikten sonra "oraya" gideceğim ve hayalimi gerçekleştireceğim." Dedi o şeyden coşku ile bahsediyordu. Belli ki onu gerçekten de istiyordu. "Peki takım toplayacak mısın ?" Etrafı toplayan adam Kawazakinin karşısında oturuyordu. "Evet, hayalimi tek başıma gerçekleştiremem. Ama takımı toplamam şart değil." Bir süre daha bu konuda konuştuktan sonra, Kawazaki hesabı ödedi ve yemek için teşekkür edip bardan çıktı. "Soydur çeker, boktur kokar derler. Ama bu çocuğun hayalleri babasınınkinden farklı."
Hava kararmıştı, Kawazaki parkın yeşilliklerinde, ellerini başına yastık yapıp gök yüzünü seyrediyordu. Bir süre bu şekilde gök yüzünü inceledikten sonra saatin geç olduğunu fark etti ve evin yolunu tuttu. Eve yaklaşmışken babası karşısına çıktı, Hafif göbekli, gür saçlı bir adamdı babası. Kawazaki babasını görünce biraz şaşırdı. "Bu saate kadar sokaklarda mı dolaşıyorsun ? Okulun bu ay bitiyor ve Üniversiteye gideceksin." Dedi babası öfkeliydi biraz. "Evde seni bekleyen biri olmayınca, erken gelmenin de bir anlamı olmuyor. Her zaman iş için şehir dışına çıkıyorsun, eve geç geliyorum diye bana hesap sorman tuhaf." Kawazaki babasıyla çok iyi geçinemiyordu, annesi o küçükken ölmüştü babasıysa, şirketin pazarlama müdürü olduğundan sürekli şehir dışına çıkıyordu, bu ilgisizlik onu aksi yapabiliyordu. "Ayrıca, Üniversiteye falan gitmiyorum. Okul bittikten sonra ne yapacağımı biliyorsun." Ellerini cebine soktu ve hemen ilerideki eve doğru yöneldi. "Şu mevzuyu sürekli açma, sen Üniversiteye gitmelisin." Babası, oğlunun hayalini pek desteklemiyordu, kendisi gibi Üniversite okumasını istiyordu.
"Oğlum bana pek benzemedi ama, torunum Kawazaki benimle aynı hayali paylaşıyor umarım benden daha başarılı olur." Bunu söyleyen beyaz saçlı, gözlüklü adam Kawazaki'nin dedesiydi. "Haklısın, oğlunun aksine sana benziyor." Dedi karşısında oturan, zayıf arkadaşı. "Buradan ayrılmaya karar verdiğinde ona bazı şeyleri anlatacağım. Hayali var evet, ama dışarıdaki dünya hakkında biraz bilgi sahibi olmalı." Yaşlı adam, sözlerinden sonra elindeki sakeyi masaya koydu ve evine gitmek için bardan çıktı.
İki uzun paltolu, kapüşonlu adam kasabanın girişindeydi. "Do-vil kasabası, sonunda. Burası değil mi? Hani şu çocuğun kasabası." Yanındaki uzun arkadaşına bakarak, bunları söyledi diğer adam. "Evet burası. Kuroyi Kawazaki, söylenenler doğruysa Yazawaki'nin torunu." Konuşması bittikten sonra, kasabadan içeri girdi. "Umarım söylenildiği gibisindir, Kawazaki. Umarım buraya kadar zahmet etmeme değersin."